Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Virüslerin Kökeni ve Viral Hastalıklar

  • 15 Temmuz 2021
  • Virüslerin Kökeni ve Viral Hastalıklar için yorumlar kapalı
  • 126 kez görüntülendi.
Virüslerin Kökeni ve Viral Hastalıklar

Virüslerin Kökeni Virüsler hücre değillerdir; bir seri enzime sahip olan en kompleks virüslerde dahi enerji imali için gerekli en temel hücresel faaliyetleri sürdürecek metabolik mekanizma ve protein birleşimi için gerekli olan ribozomlar bulunmaz. Virüslerin kökeni oldukça tartışmalıdır. Bununla alakalı üç temel varsayım vardır. Birinci tahmine göre virüsler parazitizm anlamında özelleşme sürecinde doruk noktasına erişmiş organizmalardır. […]

Virüslerin Kökeni ve Viral HastalıklarVirüslerin Kökeni

Virüsler hücre değillerdir; bir seri enzime sahip olan en kompleks virüslerde dahi enerji imali için gerekli en temel hücresel faaliyetleri sürdürecek metabolik mekanizma ve protein birleşimi için gerekli olan ribozomlar bulunmaz. Virüslerin kökeni oldukça tartışmalıdır. Bununla alakalı üç temel varsayım vardır.

Birinci tahmine göre virüsler parazitizm anlamında özelleşme sürecinde doruk noktasına erişmiş organizmalardır. Bu varsayımı korunanlar yapıların yitirilmesi vaziyetinin sıklıkla iç asalaklarda kollandığını ve hücre içi asalakların sihirk bir olasılıkla çekirdekleri hariç herşeylerini yitirmiş olabileceğini düşünmektedirler. Bir virüs parçacığı hücresel bir nukleusa eş; bu vaziyet virüslerin tüm öteki hücresel içeriklerini kademe kademe yitiren hücresel bir atadan türedikleri fikri doğurmuştur.

İkinci tahmine göre ise bugünkü çağdaş virüslerin atası hücresel organizmaların predatörüolan hür-yaşayan hücre olmayan varlıklardır. İlkin denizlerde organik maddeler kayboldukça bu hücre olmayan predatörler hücre içlerinde yaşayan asalaklar haline gelmeye başladılar. Bu görüşe göre çağdaş virüslerin akrabaları ilkin “nerdeyse canlı” formlardır.

Virüslerin Kökeni ve Viral HastalıklarÜçüncü ve en çok kabul gören tahmine göre ise virüsler ne ilkin ne de özelleşmiş organizmalardır. Bu görüşe göre virüsler hücresel organizmalardan türemiş genetik materyal parçacıklarıdır. Bunlar şehirk etapta başlangıçta Deoksirübo Nükleik Asit kapsayan hücresel organellerdir.

Buna seçenek olarak herşey viroyit ya da plazmitlere benzeyen çıplak nükleik asitler olarak başlamış olabilir ancak hücreden hücreye geçiş sırasında gerekli olan bir kılıfla büyüme gösteren ve kendini eşleyebilen nükleik asitlere dönüşmüşlerdir. Bazı virüsler bakteriyel Deoksirübo Nükleik Asit parçacıklarından gelişirken, kimileri bitki nükleik asitlerinden bu sırada değişikleri de yüksek hayvanların genetik materyalinden türemişlerdir.
Virüslerin konak özgüllüğü kökenlerinin bir yansıması olabilir; başka bir deyişle köken aldığı hücresel organizma ile yakınlığına bağlı olarak parazitlenmede bir özelleşme ortaya çıkmıştır. Sekans tahlilleri virüs ve konağı arasında muhakkak bir yakınlık olduğunu göstermektedir. Bu tahmine göre virüslerin taksonomik sınıflandırılmalarındaki ilişkiler henüz aşikar değildir başka bir deyişle pek çok virüs birbirinden bağımsız olarak konaklarının “yavruları” olarak gelişmiş olabilirler. Bazı inceleyiciler bu sebeple virüsleri konak organizmalarının filogenileri ile tahlilk gerektiğini düşünmektedirler.

Viral Hastalıklar

İnsanlarda görülen viral hastalıklar arasında frengi, kabakulak, kızamık, çiçek, sarı humma, grip, viral zatürre, ıiezle, poliomyelitis infantile paraliz, muhtelif ensefalitler, bulaşıcı sarılık, AIDS Kazanılmış Bağışıklığın Yitirilmesi Belirtiyi sayılabilir. Ne Yazık Ki viral enfeksiyonlar bakteriyel hastalıklarda oldukça etkili olan antibiyotik ve öteki ilaçlar ile engellenememektedir. Ancak çiçek ve çocuk felci gibi bazı pernisiyöz virüs hastalıklarına karşı aşılar geliştirilmiştir. Hatta çiçek hastalığı ile gayret için tüm dünyada yaygınlaştırılmış aşılanma programları düzenlenmektedir.

Virüslerin Kökeni ve Viral HastalıklarBağışıklık tepkisi virüsler laf konusu olduğunda oldukça geç ortaya çıkmaktadır. Bir yaklaşıma göre konak hücrenin virüse karşı kendini korunmak emeliyle oluşturduğu interferon proteini bu noktada çok ehemmiyetlidir. İnterferon konak hücreleri koruyamaz ancak oluşturulduğunda öteki hücrelerin reseptör bölgelerine bağlanarak viral enfeksiyonlara karşı muhakkak bir mukavemetin ortaya çıkmasını sağlar. Bu protein viral nükleik asitten transkripte edilen mRNA’nın translasyonunu bloke eden anti-viral proteinlerin oluşmasını indüklüyor olabilir. Başka bir dokunuşla interferon enfekte olmuş hücrelerden sağlıklı hücrelere sevk edilen bir ihtar iletiyi kalitesindedir.

İnterferonun 1957’de keşfedilmesinden kısa bir zaman sonra bunun etkin bir kemoterapi usulü olarak kullanılabileceği düşünülmüştür ancak henüz gerçekleştirilememiştir. Bugüne kadar muhtelif zaferler, hayal kırıklıkları ve beklenmedik etkiler görülmüştür. İnterferonun moleküler yapısı ve natürel rolü hakkındaki bilgilerimiz henüz çok noksandır.

Virüslerin çok muhtelif hayvan gruplarını yüksek oranda enfekte ettiği bilinmektedir. Örnegin Kuzey Atlantik’in 10 metre derinliğinde mm3,de 15 x 106 yoğunlukta virüs bulunmuştur. Bu virüsler sularda yaşayan fotosentetik bakteri ve alglerin yaklaşık % 70’ini enfekte etmektedirler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ