Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Uzuv Donörlerinde Patofizyolojik Farklılıklar

  • 16 Nisan 2021
  • Uzuv Donörlerinde Patofizyolojik Farklılıklar için yorumlar kapalı
  • 72 kez görüntülendi.

Nakil, son yarıyıl uzuv hastalığının kesin rehabilitasyonudur. Uygun uzuv noksanlığı ana sınırlamasını oluşturduğundan, potansiyel uzuv bağışçılarının faal yönetimi giderek daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Katı uzuvların çoğu, doğrulanmış beyin vefatından sonra hala donörlerden elde edilmektedir. Beyin vefatı, tüm beyin işlevlerinin tamamen ve geri döndürülemez bir biçimde kesilmesidir, kardiyovasküler, hormonal ve metabolik gidişatta uzuv zararına neden olabilecek […]

Nakil, son yarıyıl uzuv hastalığının kesin rehabilitasyonudur. Uygun uzuv noksanlığı ana sınırlamasını oluşturduğundan, potansiyel uzuv bağışçılarının faal yönetimi giderek daha ehemmiyetli hale gelmektedir. Katı uzuvların çoğu, doğrulanmış beyin vefatından sonra hala donörlerden elde edilmektedir. Beyin vefatı, tüm beyin işlevlerinin tamamen ve geri döndürülemez bir biçimde kesilmesidir, kardiyovasküler, hormonal ve metabolik gidişatta uzuv zararına neden olabilecek muhtelif ciddi patofizyolojik farklılıkları tetikler. Dahası, beyin vefatı, bir sitokin kasırgası ve greft immünojenitesini artıran ve greft sağkalımını negatif doğrultuda etkileyen kompleman aktivasyonu ile beraber büyük enflamatuar cevap ile ilişkilidir. Beyin vefatı reelleşmiş donörlerden alınan uzuvlar, canlı vericilerden elde edilen uzuvlara mukayeseyle greft disfonksiyonuna ve reddine daha yatkındır.

Beyin Vefatı İle İlişkili Patofizyolojik Sistemik Bozukluklar

Organ Donörlerinde Patofizyolojik DeğişikliklerBeyin işlev bozukluğunun etiyolojisi aşinasında ve geri döndürülemez olduğu düşünüldüğünde, beyin vefatı, beyin sapı da dahil olmak üzere tüm beyin işlevlerinin tamamen durmasıdır. Tüm geri döndürülebilir nedenler araştırılmalı ve dışlanmalıdır. Amerikan Nöroloji Yüksekokulu’ne AAN göre beyin vefatı için esas kriterler koma veya tepkisizlik, beyin sapı reflekslerinin olmaması ve apnedir. Beyin vefatı olduğu tanımlanan bir hasta legal ve muayenehane olarak ölüdür ve hem kendisinin hem de yakınlarının tercihine uygun olarak uzuv vericisi olarak düşünülebilir. Merkezi tertip etme kaybı hemodinamikte ve solunum, inflamatuar ve endokrin sistemlerde ciddi patofizyolojik farklılıklara yol açar.

Kardiyovasküler Farklılıklar

Serebral travma, enfarktüs veya kanamayı takiben çoğalan intrakraniyal tazyik, yeterli serebral perfüzyonu geri kazanmaya müteveccih bir teşebbüs olarak arteriyel kan tazyikinin çoğalmasına neden olur. Bunun galibiyetsiz olması vaziyetinde, pons iskemisi, bradikardi ve hipertansiyonla beraber Cushing refleksi olarak öğrenilen bir refleks cevabı oluşturur. İskemik zarar daha sonra tüm beyinde ilerler, sempatik ihtar, hipertansiyon, taşikardi ve şiddetli periferal vazokonstriksiyon ile karakterize bir katekolamin ile sonuçlanır. Kafa içi beyin tazyikinde daha patlayıcı bir çoğalış, katekolamin konsantrasyonlarında daha yüksek bir çoğalışla ilişkilidir. Netice olarak, çoğalan sistemik perfüzyon tazyikine karşın kan akışında ehemmiyetli bir eksilme karar devam et, viseral ve miyokardiyal iskemiye yol açmaktadır.
Beyin vefatı reelleşen vericilerdeki gözlemler, ekokardiyografik tahlilde miyokardiyal iskeminin delillerini göstermektedir. Katekolamin kasırgasının ilk safhasını, beyin sapı vazomotor çekirdeklerindeki iskemiye bağlı olarak sempatik tonus kaybı ve derin vazodilatasyon izler. Hipotansiyona vazodilatasyon, katekolamin tükenmesi, miyokardiyal disfonksiyon, relatif hipovolemi ve endokrin disfonksiyon dahil bir hayli etmen katkıda bulunur. Hipoperfüzyon, uzuv tamlığını daha da bozar ve bir katekolamin patlamasıyla beraber, rehabilitasyon edilmezse potansiyel greftler için hasarlı neticelere yol açar.

Akciğer Farklılıkları

Beyin vefatına bağlı akciğer zararı ve disfonksiyonu ile alakalı iki ana karmaşıklık, nörojenik pulmoner ödem ve inflamatuar akut akciğer zararıdır. Donörler ayrıca aspirasyon, atelektazi, kontüzyon, göğüs travması veya enfeksiyon gibi spesifik pulmoner zarara da sahip olabilir. Akışkan resüsitasyonundan sonra fazla hipotansiyona bağlı hacim yüklenmesi pulmoner ödem tehlikesini artırır.

Endokrin Sistem, Stres ve Metabolik Tepkiler

Posterior hipofiz enfarktüsüne ikincil diyabet insipidus ve anti-diüretik hormon noksanlığı, elektrolit balanssızlığı, hipovolemi ve dolaşım balanssızlığı ile sonuçlanır. Tiroid hormon farklılıkları ve tiroid uyarıcı hormon TSH seviyeleri, ötiroid hastalık belirtisinin tipik fotoğrafını gösterir. Hipotalamustaki sıcaklık regülasyonu etkilenir, ilk hipertermi ve ardından hipotermi ile kendini gösterir. Ek olarak periferal vazodilatasyonla makûslaşan hipotermi, asidozu daha da şiddetlendirir, aritmi ve soğuktan kaynaklanan diürez tehlikesini artırır. Eksilmiş insülin konsantrasyonu ve periferik insülin mukavemeti sebebiyle, hiperglisemi yaygındır.

Hematolojik Farklılıklar

Zararlı beyin dokusu, eforlu trombosit aktive edici ve prokoagülan moleküllerin zengin bir kaynağıdır ve bu da genellikle yaygın intravasküler pıhtılaşmaya yol açar. Hipotermi, asidoz ve katekolaminlerin tümü trombosit işlevini tesirler ve ayrıca koagülopatiye katkıda bulunur.

Uzuv Donörlerinde Patofizyolojik Farklılıkları Sürdürme Taktikleri

Organ Donörlerinde Patofizyolojik DeğişikliklerYoğun bakım biriminde YBÜ potansiyel bir uzuv donörünün yönetimi için mevcut teklifler ve rehberler, patofizyolojik idrak ve genel YBÜ idare taktiklerinden kazanılan tecrübeye direnir ve randomize hakimiyetli çalışmalardan elde edilen delillere direnmemektedir. Yoğun bakım bağışçı idaresinin esas emeli, bağış için sunulabilecek maksimum rakamda nitelikli uzuv sağlamak için uzuv işlevlerinin korunması ve optimize edilmesidir. On sene evvel 100 kaideyi olarak öğrenilen daha kolaylaştırılmış ve andırılması basit bir amaç dizisi oluşturulmuştur. Bu, sistolik atardamar tazyiki> 100 mmHg, idrar çıkışı> 100 ml / saat, arteriyel kısmi oksijen tazyiki PaO2 > 100 mmHg, hemoglobin konsantrasyonu> 100 g / L ve kan şekeri % 100 banal olmasıdır.

Enflamatuar Sistemin Aktivasyonu

Beyin dokusunun aseptik nekrozu, hem doğuştan gelen hem de adaptif bağışıklık sistemleri tarafından yönlendirilen büyük yerel ve sistemik inflamatuar cevabı tetikleyen ve destekleyen çok rakamda inflamatuar aracıların salınmasına yol açar. Katekolamin kasırgası ve uzuvların hipoperfüzyonuyla beraber hipotansiyon, immünolojik yolların ek aktivasyonuna katkıda bulunur. Hasarlı neticelerinden biri, hem immün tepkilere katılan hem de hücre değişikleşmesi, proliferasyonu ve etkinliği üzerinde hareket eden polipeptid immünomodülatör moleküller olan sitokin sisteminin aktivasyonudur. Beyin vefatından sonra beyin dokusunda ve omurilik akışkanında muhtelif sitokinler bulunmuştur. Bu sitokinler daha sonra yanılgılı bir kan-beyin bariyeri yoluyla dolaşıma verilir, periferik amaç hücreleri ve uzuvları uyarmaya devam eder.
Potansiyel greftlerin endotelyumundaki selektinler, vasküler VCAM-1 ve hücre içi SIRÇA’ler ISIRÇA-1 dâhil olmak üzere hücre yapışma moleküllerinin SIRÇA’ler yukarıya regüle edilmiş ekspresyonu, çok rakamda enflamatuar süreçte kritik bir rol oynar. Görevlerinden biri, uzuv alımından sonra uzuv biyopsilerinde gösterildiği gibi dolaşımdaki monositlerin, makrofajların ve polimorfonükleer akyuvarların bir araya gelmesidir. Bu sebeple, afallatıcı olmayan bir biçimde, çoğalan SIRÇA seviyeleri, transplant müşterilerinde çoğalmış mortalite ile ilişkilendirilmiştir.
Periferik uzuvlarda akyuvar popülasyonlarının aktivasyonu, SIRÇA’leri eksprese ederek ve proinflamatuar maddeleri, öbürlerinin yanı gizeme ur nekroz etkeni alfa TNF ve interferon gama IFN- salgılayarak inflamatuar bir etrafı sürdürür. Özellikle IFN-, uzuvların immünojenisitesini T hücre tanıma süreciyle kuvvetlendiren, greft hücrelerinde majör histo-geçimlilik kompleksi MHC sınıf I ve II’nin ekspresyonunu indükler. Aktive olan uzuvlar, aşılamadan sonra bir konakçı bağışıklık sistemini kışkırtır, bu da şiddetli akut veya kronik ret ile sonuçlanır.
Beyin Vefatına Karışan Sitokinler
Beyin vefatından sonra TNF, interlökin IL -6, IL-8 ve IL-2R gibi muhtelif sitokinin çoğalmış kan seviyeleri kollanmıştır. Sitokinler çoğunlukla T hücrelerinden türetilir, ana işlevlerine ve ilişkili oldukları T takviyeci Th hücre alt tiplerine göre değişik gruplara parçalar. Th1 hücre ile ilişkili sitokinler TNF, IL-1, IL-2, IL-12 ve IFN’dır. Enflamatuar kaskadda erken hareket ederler ve değişik inflamatuar yollar arasında aracılık ederek inflamasyonu uyarır ve desteklerler. Ayrıca endotel hücrelerini ve hücresel adezyon moleküllerini aktive ederler ve T-hücresi olgunlaşmasına katkıda bulunurlar. Th2 hücresi ile ilişkili sitokinler IL-4, IL-5, IL-10 ve IL-13 o kadar ehemmiyetli değildir, beyin vefatı ve erken transplant periyodu ile ilişkili olduğunda antiinflamatuar olduğu kabul edilir.
Beyin vefatına en çok karışan sitokinlerden biri, Th-17 hücresi ile alakalı aracıların bir abonesi olan IL-6’dır. Çoğalmış IL-6 konsantrasyonları, hem plazmada hem de böbrekler, akciğerler, karaciğer ve kalp dâhil beyin vefatı reelleşen donörlerin uzuvlarında gösterilmiştir. Daha yüksek IL-6 kıymetleri, daha makûs transplantasyon neticeleri ve müşterilerin daha makûs yaşamda kalması ile ilişkilidir. Beyin vefatı akciğer donörlerinden alınan bronkoalveolar lavaj akışkanındaki IL-8 kıymetlerinde ehemmiyetli bir çoğalış gösterilmiştir ve akciğer transplantasyonundan sonra erken greft disfonksiyonu ile ilişkilidir. Ayrıca akciğer nakli sonrası 30 gün içinde can veren hastaların preimplantasyon biyopsilerinde yüksek IL-6 gen ekspresyonu kollanmıştır. Ayrıca, IL ve TNF seviyeleri, nakledilen akciğerlere mukayeseyle transplantasyon için yalanlanan donör akciğerlerinde ehemmiyetli miktarda daha yüksektir. Disfonksiyonel atılmış donör kalplerin miyokardiyumundaki IL-6 ve TNF-a kıymetleri, transplante edilmiş donör kalplerdekinden daha yüksektir.

Bitiricinin Rolü

Organ Donörlerinde Patofizyolojik DeğişikliklerKompleman kaskadı, doğuştan gelen bağışıklık sisteminin ve transplantasyon sürecinin ehemmiyetli bir parçasıdır. Kompleman sisteminin basmakalıp, seçenek veya lektin yolağının aktivasyonu, ortak bir terminal hücre litik kompleksinin veya aynı zamanda membran hamle kompleksi MAC olarak da öğrenilen C5b-9’un yaradılışına yol açar. MAC, hücrelerin bitirici aracılı lizizini, C5a, C3a ve daha az miktarda C4a gibi proteolitik kompleman fragmanları ayrıca mast hücrelerini, nötrofilleri ve endotelyal hücreleri aktive ederek akut enflamasyonu indükler. Çalışmalar, her üç yol tipinin de beyin vefatına sekonder sistemik inflamasyonda rol oynadığını göstermiştir. Bitirici aktivasyon mahsulleri, sitokinler dâhil olmak üzere proinflamatuar maddeler üretme ve akyuvarlar için kemotaktik etmenler olarak işlev görme maharetine sahiptir.
Can Veren beyin donörlerinde, C5b9’un çoğalan bitirici plazma seviyeleri, canlı uzuv donörlerinin plazmasındakinden daha yüksektir. Can Veren beyin vefatı ve can veren kalp-vefatlı donörlerde daha yüksektir. C5b9 seviyeleri, daha makûs doku zararı, daha yüksek oranda akut, kronik rejeksiyon ve transplantasyon sonrası eksik işlev ile ilişkilendirilmiştir. Kompleman aktivasyonu ayrıca, T hücrelerinin eforlu aktivatörleri olan anafilotoksin C3a ve C5a’nın salınmasına neden olur. Beyni can vermiş uzuv donörleri, canlı vericilere mukayeseyle plazmada daha yüksek C5a kıymetlerine sahiptir.

Bibliyografi:
pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29579767/
who.int/servicedeliverysafety/ddcr84.pdf?ua=1
sciencedirect.com/science/article/pii/S0007091217321748
research.rug.nl/en/publications/a-multicenter-study-on-long-term-outcomes-after-lung-transplantat

Yazar: Özlem Güvenç Ağaoğlu

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ