Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Tiroit Bezi

  • 03 Mayıs 2021
  • Tiroit Bezi için yorumlar kapalı
  • 137 kez görüntülendi.

Omurgalıların çoğu, boyunda yerleşmiş iki tiroit bezine sahiptir. İnsanda bu iki bez kaynaşarak tek bir bez oluşturmuştur. Omurgalı tiroitlerinin farinksin ön keselerinden evrimleştiğini gösteren ispatlar vardır. Bu keseler, muhtemelen başlangıçta, ağızdan girip solungaçlardan dışarı çıkan su akımları içindeki yiyeceklerin süzüldüğü kanallar olarak işlev görüyordu. Omurgalılarda büyümelerini sürdüren keseler, daha sonra farinksle olan tüm irtibatlarını kaybedip […]

Omurgalıların çoğu, boyunda yerleşmiş iki tiroit bezine sahiptir. İnsanda bu iki bez kaynaşarak tek bir bez oluşturmuştur. Omurgalı tiroitlerinin farinksin ön keselerinden evrimleştiğini gösteren ispatlar vardır. Bu keseler, muhtemelen başlangıçta, ağızdan girip solungaçlardan dışarı çıkan su akımları içindeki yiyeceklerin süzüldüğü kanallar olarak işlev görüyordu. Omurgalılarda büyümelerini sürdüren keseler, daha sonra farinksle olan tüm irtibatlarını kaybedip hem yapısal hem de işlevsel olarak sindirim Tiroit Bezisisteminden bağımsız hale gelmişlerdir. Bu ortak bir evrimsel hadisenin-görünürde dikkatsiz işlevi olan bir atasal yapıdan yeni bir yapının büyümesi- yalnızca bir misalidir.
Seneler evvel, guatr olarak öğrenilen ve tiroyitin çok gelişip boyunun şiş ve deforme görünmesine yol açan bir vaziyet, dünyanın İsviçre Alpleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Göller bölgesi gibi yerlerinde çok yaygındı. Guatr, genellikle bir grup başka bulgularla iletişimli olarak görülür. Bunlar: Kuru ve şiş ten, saç kaybı, obesite kiloluluk, sıradandan yavaş kalp atım sürati, fiziksel uyuşukluk ve zekâsal yavaşlık. Bu vaziyet için rastgele bir neden öğrenilmiyordu. Sonra, 1883’de tiroyitin hiçbir ehemmiyetli işlevi olmadığına inanan bir İsviçreli cerrah, hastalarının bir kısmından bu bezi çıkarttı.
Bu hastaların çoğu, boyunun şişmesi dışında, guatrla alakalı tam bulguları gösterdiler. Neticeler, klasik tiroyitin bu bulguları önleyen bir kimyevi salgılıyor olması gerektiğine işaret ediyordu.
Tiroyiti bulunmayan ve fazla gelişmiş tiroyite sahip hastaların aynı bulguları göstermelerindeki eksantriklik, ancak guatrda ortaya çıkan anormal bezin, büyük boyutuna karşın çok az hormon salgılamasıyla açıklanabilirdi. 1890’larda guatrlı ya da hipotiroidizmin öteki bulgularını gösteren hastalar, tiroyit özütleri enjekte edilerek ya da dietlerine minik koyun tiroyiti parçaları ilave edilerek zaferle rehabilitasyon ediliyordu. Fakat henüz hipotetik tiroyit hormonunun kendisine ait daha özel bir şey öğrenilmiyordu. 1896’da bir Alman kimyageri E. Baumann, tiroyitin bedende varlığı daha evvel bilinmez bir element olan iyot taşıdığını keşfetti. Fakat O’nun buluşu yeteri kadar dikkat toplamadı.
1905’de Western Reserve Üniversitesi’nden David Marine, Clevland’de bir çok insanın guatrlı olduğunu fark etti. Köpeklerin de yüksek bir yüzdesi guatrlıydı. Marine, guatrların gıda ve suda yeteri kadar iyot Tiroit Bezibulunmamasından kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak etti. Deney hayvanlarının suyuna az ölçüde iyot ilave edildiğinde guatrlar ve öteki bulgular kayboldu. 1916’da Marine; bu uygulamayı, Akron Ohio’da takribî 2500 mektep talebesi üzerinde sınadı. Çocuklara iyotlu tuz verdi. Hakimiyet olarak kullanılan öteki 2500 çocuğa ise iyotsuz tuz verildi. Belirli bir süre sonra, iyotlu tuz alan çocuklar arasında yalnızca iki guatr yakasına rastlarken, hakimiyetlerden 250’sinde guatr gördü. Her ne kadar kuşkucu bir cemiyeti ikna etmek seneler aldıysa da, en sonunda iyotlu tuz kullanımı yaygınlaştı ve şimdi artık Birleşik Devletler’de ve Avrupa’da, topraktaki ve sudaki iyot eksikliğinden kaynaklanan hipotiroidizm çok ender olarak görülmektedir.
Bir tiroyit hormonu, şimdi tiroksin ya da T4 olarak öğreniliyor, 1914’de izole edilip 1927’de laboratuvarda birleşimlendiğinde, iyota olan lüzum daha iyi anlaşıldı. Bu hormonun dört iyot atomu taşıyan bir amino asit olduğu ispatlandı. Daha sonra, tiroksine benzeyen; fakat yalnızca üç iyot atomu taşıyan bir başka tiroyit bileşiği bulundu.
Triyodotironin ya da T3 ismi verilen bu madde, tiroksinden üç ile beş kat daha faaldir; fakat daha minik ölçülerde salgılanır. Hedef hücreler üzerinde fiilen aynı tesirleri gösterdiklerinden, genellikle “tiroyit hormonu” ya da TH ismi altında beraber düşünülürler. TH’nın en tipik tesiri, bedendeki dokuların çoğunda oksidatif metabolizmada süratlenmeyi uyarmaktır. Yağda çözünebilen hormonun hücre zamlı doğrudan geçtiği ve gen ifadesini değiştirici tesir yaptığı düşünülür. Neticede TH, mitokondrideki solunum enzimleri de dahil olmak üzere bazı enzimlerin birleşiminde çoğalışa yol açar Tiroit Bezive bunlar da bazal metabolik hızm BMH yükselmesini sağlarlar.
Hipertiroidizm -TH’nın fazla salgılanması- hipotez edebileceğiniz şu bir çok bulguyu ortaya çıkartır: Banalin üzerinde bir beden sıcaklığı, fazla terleme, yüksek kan tazyiki, kilo kaybı, uyarılabilirlikte çoğalış ve adale cılızlığı. Çok tipik bir bulguya daha yol açar ki, bunu hipotez edemeyebilirsiniz, zira sıradandan yüksek bir metabolik süratle sarih bir iletişimi yoktur. Bu bulgu, göz kürelerinin dışarı fırladığı ekzofitalmiadır. Her ne kadar hipetiroidizm bazen antitiroyit ilaçlarla hakimiyet edilebilirse de, daha sık uygulanan rehabilitasyon usulü, bezin bir kısmının cerrahi olarak uzaklaştırılması ya da radyoaktif iyotla kısmen imha edilmesidir.
Hipotiroidizm -hipertiroidizmin tersi- dietle iyot beceriksizliği yerine tiroyit bezinin iyi çalışmamasından kaynaklandığı zaman, tiroyit hormonu verilerek rehabilitasyon edilir. Hastalığın rehabilitasyon edilmemesi, özellikle yenidoğanlarda çok ciddi meseleler yaratır. Anormal bir büyüme gösteren bu kurbanlara kretin ismi verilir. Bunlar cücelere eşler ve hiçbir zaman eşeysel olgunluğa ulaşamazlar. Akıl seviyeleri çok düşüktür ve dört ya da beş yaş akıl seviyesinin üzerine çıkmaları enderdir. Yetersizlik bulguları gösteren bebeklere hormon verilerek kretinizmin rehabilitasyon edilmesi, hiç şüphesiz, çağdaş tıbbın galibiyetlerinden biridir.
Her ne kadar hipetiroidizmin bir hayli bulgusu -misalin yavaş kalp atımı, obesite, fiziksel cılızlık ve akıl geriliği- düşük BMH’ın neticeleri olabilirlerse de öteki bulgular, özellikle kretinizmde görülenler bu yolla basitlikle açıklanamaz. Bir misal, kretinlerin bedenindeki çok anormal protein dağılımıdır; bunların teninde fazla ölçüde glikoprotein vardır -şiş görünmelerinin sebebi budur- ve kan plazmasında anormal derecede yüksek protein derişimine tesadüfülür. Fakat bunların böbreklerinde ve karaciğerlerinde ciddi protein yetmezliği vardır ve dolayısıyla besbelli şekilde büyüme geriliği gösterirler.
TH verilmesi tam bu bulguları yok eder. Böylece sarihçe görülür ki, TH, proteinlerin birleşiminin ve dağılımının tertip edilmesinde ehemmiyetli bir rol oynamaktadır. TH’nin protein metabolizması üzerindeki tesiri, bunun, büyümenin bir hayli istikameti üzerindeki genel rolünün yalnızca görünür bir kısmıdır. Bu hormon olmaksızın, omurgalıların çoğu klasik ergin haline gelemezler ve işlev göremezler. TH, yalnızca, klasik gelişmeyi sağlayan Tiroit Beziproteinlerin birleşimi için zorunlu olmakla kalmayıp, testislerin ve ovaryumların işlevsel olgunluğa ulaşmaları için de lüzumludur ve hipofiz bezinden salgılanan sihrime hormonuyla sinerjetik olarak tesir edip iskelet gelişimine de katkı sağlar. Bir Hayli alt organizasyonlu omurgalıda TH, başkalaşım değişim ve ten başkalaşımı için de lüzumludur.
1961’de bir başka tiroyit hormonu, kalsitonin keşfedildi. Bunun işlevi TH ile dikkatsiz olup, en esas tesiri kanda fazla kalsiyum derişimini önlemektir. Alt organizasyonlu omurgalılarda kalsitonin ayrı bezler ultimobranşiyal bezler tarafından yapılır. Memelilerde bunların karşılığı olan doku, embriyonik büyüme sırasında tiroyitle kaynaşmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ