Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Psikodilbilim Psikolinguistik Nedir?

  • 22 Nisan 2021
  • Psikodilbilim Psikolinguistik Nedir? için yorumlar kapalı
  • 92 kez görüntülendi.

Dil psikolojisi “psikolinguistik” ya da psikodilbilim, insanların dili kazanmasını, kullanmasını ve kavramasını sağlayan psikolojik ve nörobiyolojik etkenleri inceler. İlk psikodilbilim çalışmaları, insan beyninin nasıl işlediğine ait meblağlı bilgilerin yetersizliğinden dolayı büyük miktarda felsefi teşebbüslerdi. Çağdaş çalışmalar ise beynin dili nasıl işlediğini araştırmak için biyoloji, nörobilim, öğrenişsel bilim ve bilgi kuramını kullanmaktadır. Dil, cemiyetin parçalamaz bir […]

Psikodilbilim Psikolinguistik Nedir?Dil psikolojisi “psikolinguistik” ya da psikodilbilim, insanların dili kazanmasını, kullanmasını ve kavramasını sağlayan psikolojik ve nörobiyolojik etkenleri inceler. İlk psikodilbilim çalışmaları, insan beyninin nasıl işlediğine ait meblağlı bilgilerin yetersizliğinden dolayı büyük miktarda felsefi teşebbüslerdi. Çağdaş çalışmalar ise beynin dili nasıl işlediğini araştırmak için biyoloji, nörobilim, öğrenişsel bilim ve bilgi kuramını kullanmaktadır.

Dil, cemiyetin parçalamaz bir parçasıdır ve fertlerinin hayata şeklini yansıtır. Her kültürün bırakılmaz kıymetteki bu özelliği fertleri eşsiz kılar. Bu sebeple psikodilbilimin teorilerini kavramak büyük ehemmiyet taşımaktadır. Wundt, Gall, Lordat, Wernicke, Broca, Piaget, Carnap ve değişiklerinin çalışmaları, psikodilbilim alanında yaptıkları çığır açan bulgular, psikolojide mevzuyla alakalı son derece gelişmiş bir bilgi birikiminin önünü açmıştır.

Psikodilbilim Teorileri

1900’lerin başlarında, zekasal süreçleri en esas parçalarına ayırmaya odaklanan ve iç Psikodilbilim Psikolinguistik Nedir?gözlem usulünü kullanan “yapısalcılığın” ve bilginin bedelinin bereketliliğine bağlı olduğuna inanan, insanların zekânın yapısından ziyade dil ve düşünce ile ne yaptığını araştıran “işlevselciliğin” başlangıcından sonra “tavırcılık” ismi verilen yeni bir düşünce mektebi ortaya çıktı. Tutumcular, psikolojiyi, zeka, düşünce ve imgelem gibi yapıları dışlayan, bilimsel usulün tüm zorunlu taşıtlarıyla donanmış ampirik bir bilim olarak kurmaya çalıştılar. John Watson ve B. F. Skinner gibi şanlı tutumcular, gözlemlenebilir tavırlara katlanan ancak öznel zekasal yapılara katlanmayan bir psikoloji bilimi istemişti. Tavırcılığın, yapısalcılık gibi düşünce mekteplerinden uzaklaştığı nokta budur. Tutumculara göre şayet psikoloji bir bilim olmak istiyorsa ölçülebilir alanları incelemek zorundaydı. Bu sebeple tavırlara bakılması lüzumluydu. Tavırcılık, Amerika’da Watson’un ve Rusya’da köpeklerin basmakalıp şartlandırma çalışmalarıyla tanınan Ivan Pavlov’un liderliklerinde heyetti. 1950’lerde, basmakalıp şartlandırma, sözcüklerin nasıl duygusal anlam kazandığını açıklamak için kullanıldı. Tavırcılık, uzmanların dile bakışlarını değiştirdi. Ancak bu bakış “öğrenişselcilik devrimi”yle yine şekillenecekti.

Psikodilbilim Psikolinguistik Nedir?Chomsky, Pinker Ve Lakoff’un Yaklaşımları

Noam Chomsky, akademik alanda önde gelen dilbilimcilerden biridir. Chomsky, B. F. Skinner’in “Laflı Tutum” kitabının tenkidiyle ünlenmiştir. Skinner, konuşmanın, pekiştirme, sönümleme ve genelleme gibi operant bilme süreçlerinin bir mahsulü olduğunu ileri sürüyordu. Chomsky’nin rasyonalist argümanı ise dil potansiyelinin doğuştan gelen bir zekasal kapasite olduğuydu. Çocukların dil edinme örüntülerinin ebeveynlerinin bir mahsulü olarak kabul etmek için çok sistematik olduklarını öne sürdü. Chomsky’nin bakış açısı akademisyenlerin dil tanımlarını değiştirdi. Dil edinebilme potansiyel olarak kâinatsaldır ve doğuştan kazanç, bir şartlanmanın mahsulü değildir. Chomsky, dilin öteki özelliklerine yaptığı katkılarla da tanınmıştır. Yapısal dilbilime alan okuyan “Sözdizimsel Yapılar” 1957 isimli kitabı bu katkılarının çok öğrenilen bir misalidir. Chomsky’nin, dilbilgisi bilgimizin çoğunun doğuştan geldiğini ve gramer bilgisinin “âlemsel bir dilbilgisi” olduğunu öne sürdüğü “üretici gramer” kuramı da çok tartışılmıştır.

Harvard Üniversitesi’nin şanlı psikoloji profesörlerinden Kanadalı öğrenişsel bilimci, deneysel psikoloji uzmanı ve dil bilimci Steven Pinker “Dil İçgüdüsü” 1994 ve “Boş Sayfa” 2002 gibi çok satan kitapların yazarıdır. “Dil İçgüdüsü” kitabında Pinker, insanların doğuştan gelen bir dil marifetine sahip olduklarını söyler ve Chomsky’nin âlemsel dilbilgisini dayanaklar. Pinker dili, insanın güçlüklerle karşılaştığı bağlantı manilerini aşması için evrimle büyüyen bir şey olarak görmektedir. Aynı zamanda dilin içgüdüsel olduğunu, insan üretimi bir buluş olmadığını ileri sürer ve misalin dilbilgisine dayalı işaret dilini kullanan sağır bebekleri dilin natürelliğine ispat olarak gösterir.

George Lakoff, özellikle İngiliz dilindeki metaforlar üzerine yaptığı çalışmaların yanı gizeme matematik alanına uyguladığı somutlaşmış us üzerine yazılarıyla da şanlıdır. Lakoff, “Yaşadığımız Metaforlar” 1980 isimli kitabında, metaforların kavramsal olarak inşa edildiğini ve düşüncenin gelişiminde merkezi olduğunu iddia etmiştir. Lakoff’a göre metaforik olmayan düşüncenin muhtemel olduğu tek an, sadece fiziksel asıllığın anlatıldığı veya düşünüldüğü hatırla. Lakoff’un şanlı kuramlarından bir ötekiyi somutlaşmış ustur. Somutlaşmış denildiğinde, en karışık düşünce ve us yürütmelerde dahi, en alt seviye sistemlere hâlâ büyük miktarda bağlı olunmaktadır. İnsan görüşünün, alt seviyedeki ayrıntılardan başlayarak açıklanabileceğini ileri sürer. Lakoff, Noam Chomsky ile beraber de çalıştı ve onun dilbilgisi teorilerini geliştirmesine destekçi oldu. Ancak sözdiziminin anlam ve anlamdan bağımsız olup olmadığı mevzusunda uzun müzakerelere girdiler. Bu ihtilaflar “linguistik savaşları” olarak öğrenilmektedir.

Psikodilbilimde Bilişselcilik Devrimi

Noam Chomsky ve George Miller gibi uzmanların çalışmaları, psikolojide tavırcılıktan öğrenişsel perspektife geçişin başladığı bir devrime yol açtı. Bu geçiş öğrenişselcilik devrimi olarak adlandırıldı. Bilişselcilik, psikodilbilimin doğuşu için çok ehemmiyetliydi ve dikkatlerin tavırcılıktan dil ve zekasal süreçlere yönelmesinde rol oynadı. Bilişsel psikoloji; insanların bilgiyi nasıl idrak ettikleri, organize ettikleri, anımsadıkları ve kullandıkları üzerine geniş bir araştırma alanı haline geldi. 1961’de Michael Gazzaniga ve Roger Sperry, dağılınmış beyin araştırmalarını başlattılar. Claude Elwood Shannon ve Norbert Weaver, bilgi ölçüsünü ölçmeyi kapsayan bilgi kuramlarını geliştirdiler. Eric Lenneberg, “Dilin Biyolojik Esasleri” 1967 isimli kitabıyla ehemmiyetli bir katkıda bulundu. David Rumelhart ve James McClelland, “Paralel Dağıtılmış Operasyon” 1986 isimli çalışmalarıyla bilgisayar dayanaklı öğrenişsel test modellerini geliştirdiler.

“Bilişselcilik”, insanların nasıl düşündüklerini ve bağlantı kurduklarını daha iyi kavramak için dilbilim, psikobiyoloji, suni zihin, öğrenişsel psikoloji ve öğrenişsel sinirbilim perspektiflerinden gelen tüm araştırmaları bütünleştiren çok disiplinli bir yaklaşımdır. Bilişsel sinirbilim, beyin ve asap sistemini öğrenişsel operasyonlara bağlayan bir araştırma alanıdır. Psikodilbilimciler, öğrenişsel psikoloji, öğrenişsel bilim ve öğrenişsel sinirbilim üzerine yapılan araştırmalara katkıda bulunmaktadır. Dile odaklanan öğrenişsellik ve sinirbilim çalışmaları yirmi birinci asırdaki araştırmaların gündemini tanımlamıştır. İnsanların bilgiyi nasıl idrak ettikleri, organize ettikleri, anımsadıkları ve kullandıkları üzerine çalışmalar büyük bir sürat kazanmıştır. Bilişsel psikoloji ve psikodilbilim, insanların dili nasıl ürettiğini ve anladığını araştırmak emeliyle birleşmiş gidişattadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ