Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Ortaçağ İslam Tıbbının Gidişatı

  • 14 Temmuz 2021
  • Ortaçağ İslam Tıbbının Gidişatı için yorumlar kapalı
  • 131 kez görüntülendi.
Ortaçağ İslam Tıbbının Gidişatı

Ortaçağda, İslami düşünürler daha önceki Yunanlıların kuramlarını geliştirmişler ve kapsamlı tıbbi bulgular yapmışlardır. O yarıyılda sağlık ve hastalığa karşı olan alaka çoğalmış, İslami hekimler ve âlimler ilaç, muayenehane uygulama, hastalıklar, rehabilitasyonlar ve teşhisler üzerine karışık literatürler geliştirerek kapsamlı bir biçimde yazmışlardır. Genellikle bu tıbbi metinlere doğa bilimleri, astroloji, alşimi, din, felsefe ve matematikle alakalı kuramları dâhil […]

Ortaçağda, İslami düşünürler daha önceki Yunanlıların kuramlarını geliştirmişler ve kapsamlı tıbbi bulgular yapmışlardır. O yarıyılda sağlık ve hastalığa karşı olan alaka çoğalmış, İslami hekimler ve âlimler ilaç, muayenehane uygulama, hastalıklar, rehabilitasyonlar ve teşhisler üzerine karışık literatürler geliştirerek kapsamlı bir biçimde yazmışlardır. Genellikle bu tıbbi metinlere doğa bilimleri, astroloji, alşimi, din, felsefe ve matematikle alakalı kuramları dâhil etmişlerdir. İngiliz şair Geoffrey Chaucer’ın yazdığı Canterbury Masalları ‘nın giriş kısmında, İranlı bir klinisyen el-Razi olan Ebu Bekir Muhammed ibn Zakariya ‘el-Razi ve Ebu’ Ali el-Hüseyin ibn’in tıp mevzusundaki yetkinliklerine atıfta bulunulmuştur. Sina veya öğrenilen adıyla İbn Sina öteki İslami bilginler arasında en ünlü olan hekim arasındadır. Reelinde Batılı hekimler, Hipokrat ve Galen gibi Yunan tıbbını ilk olarak Arapça tercümeleri okuyarak bilmişlerdir.

Ortaçağ İslam Tıbbının Durumuİslam Tıbbı Üzerindeki Tesirler

Mısır Kahire’deki Mansuri Sağlık Kurumu, orta çağda ehemmiyetli bir eğitim sağlık kurumuymuş. İslam tıbbı, Galen, Hipokrat, İskenderiye ve Mısır’daki Yunan âlimler dâhil olmak üzere Yunan ve Romalı hekimlerin ve bilim adamlarının serveti üzerine inşa edilmiştir. Bilim adamları tıp literatürünü Yunanca ve Romalılardan Arapçaya çevirmişler, daha sonra belirtilerini ilave ederek, yeni neticeler geliştirerek ve yeni perspektiflere katkıda bulunarak ayrıntılandırmışlardır. İslam alimleri bilgileri ustalıkla toplamış ve insanların bilgiyi muhtelif metinler aracılığıyla basitçe kavrayıp referans verebilmesi için tertip etmişlerdir. Ayrıca ansiklopediler derleyerek bir hayli Yunan ve Roma yazısını özetlemişlerdir.
Tıp, kendi başına bir mevzu olmaktan ziyade, ortaçağ İslam kültürünün bir parçası olmuştur. Öğrenim merkezleri ünlü camilerden oluşmuş ve sağlık kurumular genellikle aynı yere ilave edilmiştir. Buralarda tıp talebeleri daha tecrübeli hekimlerden gözlemleyebilir ve onlardan pek çok şey bilebilirler. 661’den 750’ye kadar Emevi hanedanlığı yarıyılında genellikle Allah’ın her hastalığa rehabilitasyon sağlayacağına inanmışlardır. MS 900 senesine gelindiğinde, bir hayli ortaçağ İslam topluluğu bilimsel unsurlarla tıbbi sistemler geliştirmeye ve uygulamaya başlamışlardır. Bilimsel bir sağlık görüşüne olan alaka çoğaldıkça, hekimler hastalığın sebeplerini, muhtemel rehabilitasyonları ve seçenek rehabilitasyonları incelemişlerdir. Ortaçağ İslam dünyasında, tarihteki en büyük tıp düşünürlerinden kimileri yetişmiştir. Cerrahide ilerleme sağlamışlar, sağlık kurumular inşa etmişler ve kadınları tıp işine kabul etmişlerdir.

Al-Razi

İranlı hekim, kimyacı, alşimici, feylesof ve bilgin el-Razi 865’deri 925’e kadar yaşamıştır. Kızamığı çiçek hastalığından ilk ayıran birey olmuş, kimyevi gazyağı ve öteki bazı bileşikleri keşfetmiştir. Ayrıca Bağdat ve Rayy sağlık kurumularının başhekimi olmuştur. Bir yazar olarak el-Razi üretken bir şahsiyete sahipmiş, 200’den fazla bilimsel kitap ve yazıyı kaleme almıştır ve ayrıca deneysel tıbba inanmıştır. Pediatrinin babası olarak öğrenilen el-Razi, muhtemelen pediatriyi ayrı bir tıp alanı olarak ayıran ilk metin olan çocuk hastalıklarını yazmıştır. Ayrıca oftalmolojiye liderlik etmiş, immünoloji ve alerji hakkında yazan ilk hekim olmuştur.
Kayıtlar, al-Razi’nin alerjik astımı keşfettiğini, ateşi hastalık ve enfeksiyona karşı bir korunma mekanizması olarak belirleyen ilk birey olduğunu göstermektedir. Ayrıca eczacı el-Razi, cıva merhemlerinin kullanımını tanıtan mevzuyla alakalı kapsamlı bir yazı yazmıştır. Kayıtlar, spatulalar, şişeler, harçlar ve ufak şişeler de dâhil olmak üzere bir hayli makinenin kullanımını sağlamıştır. İran’ı gezerek tıp eğitimi verdiğini ve zenginlere yoksullara aynı biçimde davrandığını göstermektedir.
Tıp etiği ile alakalı olarak el-Razi şunları yazmıştır:
“Hekimin emeli, düşmanlarına dahi, dostlarından çok daha fazla iyilik yapmaktır. Benim işim, insan ırkının faydayı ve refahı için çalışmaktır ve Allah’ı memnun edecek biçimde ve onun istediği biçimde hastaları iyi etmektir. ” El-Razi
O yarıyılda Avrupa ve Ortadoğu’da yaygın olduğu gibi, el-Razi’de şeytanların bedene sahip olabileceğine ve us hastalığına neden olabileceğine inanmıştır.

Ortaçağ İslam Tıbbının Durumuİbni Sina Avicenna

Avicenna ismiyle anılan bir hayli Avrupalının da bulunduğu gibi, İbni Sina aynı zamanda Farslıdır. Bir Hayli yeteneği ve işi vardır ve 240’ı bugün hala var olan takribî 450 kitap ve yazı yazmıştır, ayrıca bunlardan kırk tanesi tıbba odaklanmaktadır. İbni Sina’nın ortaçağ tıbbına yaptığı ehemmiyetli katkılar arasında, kapsamlı bir bilimsel ansiklopedi olan Şifa Kitabı ve dünyanın dört bir yanındaki birkaç tıp fakültesinde ehemmiyetli bir okuma haline gelen Tıp Kanunu da bulunmaktadır. Belçika‘daki Leuven ve Fransa‘daki Montpellier üniversiteleri bu metinleri on altıncı asrın ortalarında kullanmışlardır.

El-Kanun fi’t-Tıb The Canon of Medicine

Tıp Kanunu olarak da anılan ibni Sina, bu beş ciltlik ders kitabını Arapça yazmıştır. Daha sonra bu kitap İngilizce, Fransızca ve Almanca da dâhil olmak üzere birkaç dile çevrilmiştir. Bu tıp tarihinin en ünlü ve tesirli kitaplarından biridir. Tıp Kanunu Orta Doğu ve Avrupa’da standartları tanımlanmış ve Hindistan’da bir ananesel tıp cinsi olan Unani’nin esasını oluşturmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde, California Üniversitesi, Los Angeles ve Yale Üniversitesi, tıp tarihi derslerinde The Canon of Medicine in bazı prensiplerini öğretmiştir. Metnin bir kısmında ibni Sina, yeni ilaçların test edilmesiyle alakalı hususlarını açıklamıştır ve bunlardan kimileri alttaki gibidir:
• İlaç saf olmalı ve kalitesini düşürecek hiçbir şey kapsamamalıdır.
• Analist, ilacı muhtelif karmaşıklıklara sahip olabilecek bir vaziyette değil, kolay bir hastalık üzerinde test etmelidir.
• İlacı en az iki değişik hastalık üzerinde test etmeleri gerekir, zira bazen bir ilaç bir hastalığı tesirli bir biçimde öbürünü de kazayla rehabilitasyon edebilir.
• Bir ilacın kalitesi, hastalığın ciddiyetine uygun olmalıdır. Misalin, bir ilacın ısısı bir hastalığın soğukluğundan daha az ise, işe yaramayacaktır.
• Analist, ilacın tesirinin doğal iyileşme süreci gibi öteki kafa karıştırıcı etmenlerle karıştırılmaması için süreci dikkatlice giderekmelidir.
• İlacın tesiri, aynı neticeleri gösteren birkaç sınama ile meblağlı olmalıdır. Bu biçimde, analist rastgele bir kazara tesiri ekarte edebilir.
• Her ikisi için de aynı biçimde çalışmayabileceğinden, analistler ilacı hayvanlar üzerinde değil insanlar üzerinde test etmelidir.
Ayrıca İbn Sina psikoloji ve us hastalığı ile alakalı pratik ve bilimsel kuramları da belirlemiştir.

İnsan Anatomisi ve Fizyolojisi

Bugün tıp camiası, pulmoner kan dolaşımının ilk tanımını, günümüzde yaygın olarak ibn al-Nafis olarak öğrenilen Ala-al-din Abu al-Hassan Ali ibn Ağabey-Hazm al-Qarshi al-Dimashqi’ye atfetmektedir ve hekim 1213 senesinde Şam’da doğmuştur. Kuran’ın öğretilerine ters olduğu ve insan bedenine olan şefkatinden dolayı insan cesetlerini tahlili beğenmediğini söylemiştir. Tıp tarihçileri, araştırmasını büyük ihtimalle hayvanlar üzerinde yaptığına inanmışlardır.

Kardiyovasküler Sistem

MS 216 senesinde yaşayan Yunanlı hekim Galen, bedeninde kan gezdiğini ve adalelerin yakıt olarak kullanıldığını, bedenin karaciğerde kan yarattığını öne sürmüştür. Ayrıca, kalbin septumundaki deliklerin, kanın kalbin bir tarafından ötekisine akmasına izin verdiğini düşünmüştür ve İbn-i Nafis bunun yanlış olduğuna inanmıştır. Delik olmadığını ya da Galen’in varsayım ettiği gibi septum gözeneklerinden gelen kanın kalbin sol tarafına doğru akması gerektiğini söylemiştir. Bununla beraber diseksiyon tecrübesinden, kanı taşıyan bir atardamar sistemi olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, arterlerin kanı, kalbin sağ odasından akciğerlere taşıdığına ve sol odaya geri dönmeden evvel hava ile karıştığına inanmıştır.

Gözler

Antik Yunan tıbbına göre, gözdeki görsel bir ruh görme sağlamıştır. Hasan ibn el-Haytham veya el-Hazen, MS 965’deri 1040’a kadar yaşayan Iraklı bir Müslüman bilim adamıdır. Gözün optik bir alet olduğunu açıklamış ve gözün anatomisinin detaylı bir tanımını yapmıştır. Daha sonra görüntülerin yaradılışı hakkında kuramlar geliştirmiş ve Avrupa’daki bilim adamları 17. asra kadar Optik Kitabına atıfta bulunmuşlardır.

Sindirim Sistemi

Iraklı bir hekim olan Ahmed ibn Ağabey el-Ash’ath, canlı aslanlar üzerinde deney yaptıktan sonra tok bir midenin nasıl genişlediğini ve kasıldığını anlatmıştır.

Adale-İskelet Sistemi: Çene

Iraklı bir hekim, tarihçi, Mısır bilimci ve gezgin olan Abd al-Latif el-Bağdadi 1162’den 1231’e kadar yaşamıştır. Galen, alt çenenin iki parçadan oluştuğuna inanmıştır, ancak El-Bağdadi, Mısır’da açlıktan can veren 2.000’den fazla insanın yıkıntılarını gözlemledikten sonra, alt çenenin veya çenenin yalnızca bir kemikten oluştuğu neticesine varmıştır.

İlaçlar ve Devalar

Ortaçağ İslami ilaçları, Antik Yunanistan, Roma ve Mısır’da olduğu gibi genellikle nebat esası olmuştur.
Ağrı ve anestezi için otlar
İran Tıp Bilimleri Mecmuası’nde 2016 senesinde yayınlanan bir araştırmaya göre İslami hekimler anestezi için muhtelif ilaçlar kullanmışlardır. El-Razi bu emelle inhale ilaç kullanan ilk hekimdir. Ağrıyı ve anesteziyi rahatlatmak için nebatlar ve ilaçlar kullanmışlardır ve bunlar alttaki gibidir:
• Baldıran otu
• Mandragora adamotu
• Banotu
• Haşhaş
• Kara patlıcangiller.
Bununla beraber hasta bu otları yer, kapsa, solur ya da topikal olarak uygularmış ve bazı hekimler de ağrıyı rahatlatmak için buz kullanmışlardır. Hekimler, bazı hastalıklarda kodein ve morfin kapsayan gelinciklerin tohumlarını şahısları hafifletmek için kullanmışlardır. Bu hastalıklardan kimileri alttaki gibidir:
• Göz ağrısı
• Safra kesesi taşlarından kaynaklanan ağrı
• Ateşler
• Diş ağrısı
• Plörezi
• Baş ağrısı
Öteki şifalı otlar
Ardıç bir hayli şifalı nebattan biri olmuştur. Ortaçağ İslami hekimleri çok muhtelif şifalı nebatlar kullanmışlardır ve bunlar alttaki gibidir:
• Dereotu tohumu
• Papatya çiçeği
• Sarı tatlı karanfil
• Ebegümeci yaprağı
• Keten tohumu
• Lahana ve pancar karışımı, bunlar beraber kaynatılarak kanserli şahıslar için analjezik olarak banyoya ilave edilirmiş.
• Sarımsak üriner problemler dâhil bir hayli rehabilitasyonda
• Ardıç veya çam iğneleri alerjik cilt problemlerini gidermek için banyoda
• Kekik, antiseptik ve antienflamatuvar özellikleri sebebiyle
• Tarçın yaralar, urlar ve ülserler için
• Kenevir ve afyon, hekimler, güçlü ilaçlar olduklarını fark ettikleri için bunları yalnızca rehabilitasyon emelli reçete etmişlerdir.
Bununla beraber bazı insanların unutkanlığı rehabilitasyon etmek için bazı ilaçları kullanırken, muhtemelen tıbbi uygulama yanılgısı sebebiyle fazla dozdan can verdiğine dair ispatlar bulunmaktadır.

Ortaçağ İslam Tıbbının DurumuOperasyon

Ortaçağ İslami hekimleri, Yunan ve Romalı seleflerinden daha fazla operasyon yapmışlar, yeni vasıtalar ve teknikler geliştirmişlerdir. 10. asırda Ammar ibn Ali el-Mevsili, kataraktı emme yoluyla gidermek için kullandığı içi boş bir enjektör buluş etmiştir. Abu al-Qasim al-Zahrawi, İspanya Endülüs’te yaşayan ve çalışan seçkin bir cerrahtır. Forseps, kıskaç, bisturi ve spekül gibi bir dizi alet buluş etmişlerdir ve ayrıca yaraları dikmek için katgüt kullanmıştır.

Prosedür Cinsleri

Kan alma yaygın bir uygulamaymış ve katarakt dışında, ortaçağ İslam hekimleri de trahomu rehabilitasyon etmek için göz operasyonları yapmışlardır. Koterizasyon, enfeksiyonu önlemek ve kök kanamasını önlemek için teni yakmayı kapsayan yaygın bir prosedürdür. Bir cerrah metal bir çubuğu ısıtmış, kanı pıhtılaştırmak ve iyileşmeyi süratlendirmek için yaranın üzerine yerleştirmiştir. Ayrıca cerrahlar, Yunan zamanından 17. asra kadar pek çok tıbbi uygulamanın esasını oluşturan dört unsur veya özellik olan espri balansını yine sağlamak için kan alma uygulaması yapmışlardır. Bazen ıslak hacamat ismi verilen bir uygulama kullanarak damardan kan almışlardır. Bu, tendeki bir kesiğin üzerine ısıtılmış bir sırça kap yerleştirmeyi kapsamaktadır.

Sağlık Kurumular

Talebelerin hastaları nasıl rehabilitasyon edeceklerini bilebilecekleri eğitim sağlık kurumuları da dâhil olmak üzere bir çok sağlık kurumular kurmuşlardır. Kahire Mısır’da, Harran Türkiye’de ve Bağdat’ta Irak’ta ünlü sağlık kurumular vardır. Sağlık Kurumulara verilen ad, Farsça bir kelime olan hasta konutu anlamına gelen bimaristandan gelmektedir. Oxford Islamic Studies Online’a göre, terim temel olarak us sıhhati sağlık kurumularına atıfta bulunsa da, çok muhtelif sağlık hizmetleri sunmuş olan bu hastanedelerde rehabilitasyon gören bireylerden rastgele bir hizmet fiyatı alınmamıştır.

Kadın Hekimler

The Lancet’de 2009’da yayınlanan bir yazıya göre, ortaçağ İslami tıp uygulamalarında kadın hekimler ender değildir. Ünlü hekimlerin ailelerinden bazı kadınlar seçkin tıp eğitimi almış gibi görünmektedir ve muhtemelen hem erkekleri hem de kadınları rehabilitasyon etmişlerdir. Ötekileri, resmi eğitim olmaksızın, aile abonesi veya komşu olarak tıbbi bakım sağlamışlardır. Kadınların sağlık hizmeti verebilmesinin bir avantajı, kadınların sağlık meselelerini anlama ihtimallerinin daha yüksek olmasıdır. Bir ötekiyi ise, bazı vaziyetlerde erkeklerden rehabilitasyon uygun görülmesine karşın, babaların ve erkek velilerin kadınların bir kadın refakatçi görmesini seçim etmeleridir.
Avrupa güya Karanlık Çağdayken, İslam âlimleri ve hekimleri Yunanlıların ve Romalıların çalışmalarını geliştirmişler ve tıbbi uygulamaları etkilemeye devam eden bulgular yapmışlardır. Ortaçağ İslam tıbbının bir hayli galibiyeti arasında bedenin işlevlerinin daha iyi anlaşılması, sağlık kurumuların kurulması ve kadın hekimlerin dâhil edilmesi vardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ