Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Omurgalılarda Dolaşım

  • 29 Mart 2021
  • Omurgalılarda Dolaşım için yorumlar kapalı
  • 92 kez görüntülendi.

Omurgalıların tümü, esas olarak bir kalp ve çok rakamda atar damar, kılcal ve toplar damardan oluşan kapalı bir dolaşım sistemine sahiptir. Atardamarlar, başka bir deyişle atar damarlar, kanı kalpten uzaklaştıran kan damarlarıdır. Yenier, başka bir deyişle toplar damarlar ise kanı kalbe geri taşırlar. Yaygın bir kanını n aksine, bu iki tip damarın tanımının, taşınan kanın özelliğine göre yapılmadığına dikkat […]

Omurgalılarda DolaşımOmurgalıların tümü, esas olarak bir kalp ve çok rakamda atar damar, kılcal ve toplar damardan oluşan kapalı bir dolaşım sistemine sahiptir. Atardamarlar, başka bir deyişle atar damarlar, kanı kalpten uzaklaştıran kan damarlarıdır. Yenier, başka bir deyişle toplar damarlar ise kanı kalbe geri taşırlar. Yaygın bir kanını n aksine, bu iki tip damarın tanımının, taşınan kanın özelliğine göre yapılmadığına dikkat ediniz. Her ne kadar atardamarların çoğu oksijenlenmiş kan ve venlerin çoğu da oksijenini kaybetmiş kan taşırlarsa da, oksijen içeriği bunları birbirinden ayırdetmek için her zaman emin bir yol değildir. Gerçekten de, akciğerlerden kalbe gelen ven bedendeki en fazla oksijenlenmiş kanı taşır. Kılcallar, atardamarları venlere bağlayan ince damarlardır. Normalde, arteriyol ismi verilen çok minik atardamarlardan, venül ismi verilen çok minik venlere doğru uzanırlar. Kan ile öbür dokular arasındaki madde alış verişinin çoğu kılcalların ince duvarlarında yer alır.
Kanın gezdiği gerçekten besbelli olarak görülebilir. Her şeyin ötesinde, kalbin aralıksız olarak atması, beden işlevlerinin en göze çarpanıdır. insanda el bileğinde ya da elin arka kısmında kan damarları sarihçe görülebilir ve bu damarlardaki nabız basitlikle sezilebilir.
Yeniden de asırlarca bu fikir, iyi eğitim görmüş şahıslarda dahi kabul görmemiştir. Kalbin pompalama hareketi göz arkasını edilmiş ve hatta kalp bir pompa olarak kabul edildikten sonra bile dolaşım düşüncesi yabancı olarak kalmıştır. Kanın, dokulara sızana kadar, venler içinde gel-git hareketiyle aktığı düşünülmüştür.
İnsan bedeninin çalışmasını anlama doğrultusunda en büyük dönüm noktası 1628’de hakikatleşmiştir. Bu tarihte, büyük İngiliz biyoloğu William Harvey, solucan ve böceklerden insana kadar pek çok farklı hayvan cinsi üzerindeki geniş çaplı inelemeleri üzerine kurduğu kısa bir çalışmayı yayınlamış ve burada kanın dolaşımı fikrini sarihçe ifade etmiştir. Hiç kılcal bir damar görmemiş olmasına rağmen, dolaşım sisteminin esas bileşenlerini bugün bildiğimiz gibi özetlemeyi muvaffak olmuştur. Harvey’in çalışması yalnızca dolaşım sistemiyle alakalı bilginin büyümesini sağlamakla kalmamış, beden işlevlerinin fizik ve kimya esasında kavramaya çalışma teşebbüsü olarak, çağdaş fizyolojinin başlangıcını tanımlamıştır.

İnsandaki Devre

Omurgalılarda Dolaşım
Kanın insan dolaşım sistemindeki hareketini, kollardan ya da bacaklardan kalbe dönen kanla başlayarak izleyelim. Bu kan, kalbin sağ atriyum ya da sağ kulakçık ismi verilen, sağ üst dağılmasına girer. Daha sonra bu parçalama kasılarak kanı bir kapakçık triküspit kapakçık yoluyla sağ ventriküle başka bir deyişle kalbin sağ alt dağılmasına iter. Şimdi, dokulardaki dolaşımını bitirip kalbe dönmüş olan bu kan, az ölçüde oksijen ve çok ölçüde karbondioksit kapsar. Bu, oksijenini kaybetmiş kanı dokulara geri pompalamanın bedene hiçbir verimi değmez. Bunun yerine, sağ ventrikülün karıncığın kasılması kanı bir kapakçık pulmoner semilunar kapakçık yoluyla pulmoner atardamara yollar. Bu da, her biri bir akciğere giden iki kola böler. Akciğerlerde atardamarlar tekerrür tekerrür dallanırlar ve her son dal, alveollerin duvarı içinde yer alan yoğun kılcal damar yumaklarıyla temas eder. Burada gaz alış verişi alana gelerek karbondioksit kandan alveol içindeki havaya geçer ve oksijen de kanın eritrositleri içindeki hemoglobin tarafını yakalanır. Her ne kadar bu cisimlere genellikle “kırmızı kan hücreleri” ismi verilirse de “korpüskül” ismi daha doğrudur; çünkü memeli korpüsküllerinde çekirdek ve organeller bulunmaz.
Kan, kılcallardan venüllere geçer. Bunlar da birleşerek, akciğerlerden kalbe doğru akan geniş pulmoner venleri akciğer toplardamarı oluştururlar. Dört pulmoner yen her akciğerden iki tane, kalbin sol atriyum ya da sol kulakçık ismi verilen sol üst dağılmasına dökülürler.
Sol atriyum kasılınca, kanı, bir kapakçık biküspit ya da mitral kapakçık yoluyla, kalbin sol alt ufalaması olan sol ventriküle karmak iter. Sol ventrikül ise kısa bir müddet evvel oksijenlenmiş kan için bir pompadır. Kasıldığı zaman kanı bir kapakçık aort semilunar kapakçığı yoluyla, aort ismi verilen çok geniş bir atardamara iter. Aort, kalbin ön kısmından ayakta duran bir insanda üst kısım çıktıktan sonra bir yay yapar ve göğüs boşluğunun ve karın boşluğunun orta arka duvarı süresince, arkaya insanda alta doğru ilerler. Aort süresince dallanan çok rakamda atardamar, bedenin tüm bölgelerine kan taşır. Misalin aortun ilk dalı koroner atardamardır ve bu, kalbin kendi adale duvarına kan taşır. Aortik yay bölgesinden parçalayan öbür aort dalları, başı, boyunu ve kolları besleyen atardamarlardır. Aort, posteriyor olarak uzanırken, beden duvarına, mideye, bağırsaklara, karaciğere, pankreasa, dalağa, böbreklere, vb. giden atardamarlar dallanırlar. Bu atardamarlardan her biri, daha sonra daha minik atardamarlara dallanırlar ve bu dallanma, en minik arteriyollerin dokulara defineli çok rakamdaki kılcallarla temas etmesine kadar sürer. Burada, oksijen, gıdalar, hormonlar ve öbür maddeler, kandan dışarı çıkıp dokulara geçerlerken, karbondioksit ve azotlu atıklar gibi atık mahsuller kan tarafından alınır.Omurgalılarda Dolaşım
Dokular tarafından salgılanan hormonlar ya da bağırsaklardan ve karaciğerden gelen gıdalar gibi taşınması gereken maddeler de kan tarafından alınırlar. Kan daha sonra kılcaldamar ağından ince venlere geçer. Bunlar da birleşerek, gitgide genişleyen venleri oluştururlar ve en sonunda bir ya da daha fazla rakamda ven mevzubahisi uzvu ya da bölgeyi terkeder. Bu venler de, kalbin sağ atriyumuna dökülen çok geniş iki venden birine açlırlar. Bu venler, başı, boyunu ve kolları besleyen anteriyor vena kava bazen superiyor vena kaya da denir ve bedenin geri kalan kısmını boşaltan posteriyor vena kaya inferiyor vena kaya dır.
Atardamarların ve venlerin duvarlarından, kan ile öbür dokular arasında ya çok az madde alış verişi olur ya da hiç olmaz. Bu damarların duvarı, kandaki ve doku akışkanındaki maddelere iletken değildir. Atardamarların ve venlerin duvarı üç katmandan oluşur: 1 en dışta, damarlara has elastik ve sağlamlık veren, çok rakamda lifler kapsayan bir bağ doku katmanı; 2 ortada, damarın genişliğini değiştirebilen bir düz adale katmanı bazı büyük atardamarlarda bu orta katmanda da lifler bulunur; ve 3 en içte kolay yassı epitelle endotelyumla astarlanmış bir bağ doku katmanı. Dıştaki iki katman ve iç katmanın bağ doku kısmı, arteriyollerin ve venüllerin uçlarına kadar uzanmaz ve böylece kılcalların duvarı, yalnızca bir hücre kalınlığındaki endotelyumdan ibaret kalır. Kılcalların bu çok ince duvarlarında madde alış verişi yer alır. Kökler, mikrovilluslar ve madde alış verişi için özelleşmiş öbür yapılarla analoji yoluyla bekleyeceğimiz gibi, kılcal damarlar inanılmaz genişlikte bir emici yüzey oluştururlar. Gerçekten de bazı varsayımlara göre insanlarda kılcal damarların uç uca gelmesiyle oluşan uzunluk 100 kilometre’den fazladır.
Şimdi gelin, kanın gezdiği tüm devreyi yine izleyelim. Kan, kalbin sağ tarafına girer ve akciğerlere pompalanır. Burada oksijen alır ve karbondioksit verir. Sonra, kalbin sol tarafına geri döner. Dolaşım sisteminin bu kısmına pulmoner dolaşım denir. Pulmoner devrede atardamarların oksijensiz, venlerin ise oksijenlenmiş kan taşıdığına dikkat edin. Kan, kalbin sol tarafından aorta ve bunun çok rakamdaki dalları içine pompalanır. Buradan kılcallara, sonra venlere ve en sonunda da anteriyor ya da posteriyor vena kaya yoluyla kalbin sağ tarafına iletilir. Dolaşım sisteminin bu kısmına sistemik dolaşım ismi verilir. Sistemik devrenin atardamarları oksijenlenmiş, venleri ise pulmoner devredeki rollerinin tersine oksijensiz kan taşırlar.
Bir memeli fetüsünün büyümekte olan dokularının oksijenlenmiş kanı nasıl sağladığını merak etmiş olabilirsiniz. Çünkü fetüsün akciğerleri çalışmaz. Anne ile fetüs arasındaki gaz, yiyecek ve atık madde transferi, plasentada alana kazanç. Geniş bir birleştirici yapı olan plasentada, bir çift özelleşmiş kılcaldamar ağı bulunur. Bunlardan biri fetal kan, ötekiyi maternal kan taşır. Umbilikal kort, başka bir deyişle göbek bağı, fetus kanının bir kısmını fetal bacak atardamarlarından plasentadaki fetal kılcallara getirir burada CO2 ve öbür atıklar maternal kılcallara difüze olurken, 02 ve gıdalar fetal sisteme geçerler ve sonra da posteriyor vena kavaya geri döner. Bu taze oksijenlenmiş kanın çok az bir kısmı akciğerlere gitmek lüzumunu dinler. Böylece, iki seçenek yol kalır ve bunlar yalnızca fetüse hastır. Bunlardan birincisi bir kapaktır -foramen ovale- iki atriyumu birbirine bağlar. İkincisi duktuz arteriyozustur ve pulmoner atardamarı aorta bağlar. Her ikisi de oksijenlenmiş kanın sistemik atardamarlara transfer edilmesini sağlar.
Doğumda maternal kılcallarla olan plasental alış veriş sona erer ve bu iki irtibat kapanmak zorundadır. Bu, doğumdan sonra saniyeler içinde, ilk solukla beraber akciğerlerin genişlemesi neticesinde, asıllaşır. Yeni tabiatın akciğerlerindeki kılcaldamar ağları açılınca, kan, ilk kere olmak üzere pulmoner atardamarlarda ve venlerde, büyük ölçüde akmaya başlar. Bunun neticesinde, sağ atriyumdaki tazyik büyük miktarda düşerken, sol atriyumdaki tazyik aniden yükselir ve bu ikisi arasındaki sarihlik kapanmaya zorlanır. Aynı zamanda pulmoner atardamarda çoğalan kan akımı bu damarı genişletir ve şimdi artık bir işe yaramayan duktus arteriyozus kasılır. Daha sonra da hem bu kanal hem de kapak yeni hücrelerin gelişmesiyle kalıcı olarak örtülür.
Öbür omurgalılarda dolaşım
Göğüs boşluğunda, sternumun göğüs kemiği hemen altında yer alan insan kalbi, hakikatinde bir arada iki kalp gibidir; çünkü basmakalıp bir kalbin sol tarafındaki kan, sağ taraftaki kandan tamamen ayrıdır. Bu tip kalp dört odacık ve kısımların birbirinden tamamen dağılmış olduğu memeliler ve kuşlar için tipiktir. Bu iki omurgalı grubuna, beraber, adamcıllar ismi verilir. Etraf sıcaklığındaki dalgalanmalardan etkilenmeksizin, oranla yüksek değişmez bir beden sıcaklığını gözeten bu hayvanlar, yüksek bir metabolik sürate ve çok duyarlı iç hakimiyet mekanizmalarına sahiptirler.
Dokuların oksijence zengin kanla beslenmeleri bunlar için kaçınılmazdır. Pulmoner dolaşımdan gelen oksijence zengin kan, sistemik dolaşımdan gelen oksijence muhtaç kanla karışsaydı, bu, bu hayvanlar için bir dezavantaj olurdu.
İlkel omurgalıların kalbi, doğrusal olarak bir hat süresince yerleşmiş, yalnızca bir atriyuma ve bir ventriküle sahiptir. Çağdaş balıklar, bu doğrusal tasarımın daha ince işlenmiş halini sergiler. Bunlarda oksijenlenmiş ve oksijenini kaybetmiş olan kanlar, karışmazlar; zira solungaçların kılcal damarlarında havalandırılmış olan kan, evvel kalbe dönmeksizin, doğrudan solungaçlardan sistemik dolaşıma geçer. Bu tek pompa taktiğinin bir cılız yanı vardır: solungaç kılcallarındaki yüksek mukavemet sebebiyle, sistemik dolaşıma katılmak üzere solungaçları terk etmekte olan kan, oranla düşük bir tazyik altındadır ve bu sebeple sistemik kılcallar içinde sakin akar. Buna rağmen, solungaçlar, sudan yüzde 80-90 yararla oksijen aldığından, sistem hemen hemen bildiğimiz akciğerler kadar iyi çalışır.Omurgalılarda Dolaşım
Bu mesele, öbür omurgalılarda, solungaç/akciğer ile sistemik dolaşım arasına, tazyiki çoğaldırmak için, ikinci bir pompa ilave edilmesiyle çözülmüştür. Kuşlar ve memelilerin aksine, amfibilerde ve sürüngenlerde bu iki pompa, birbirlerinden tamamen ufalamamışlardır. Amfibilerde, kalbin besbelli birer sağ ve sol atriyumu vardır; fakat ventrikül ufalanmamış bir yapıdadır. Sürüngenlerde ise ventriküller düzey keskindir. Her ne kadar amfibi kalbin oksijenlenmiş ve oksijence muhtaç kanların karışması kaçınılmazsa da, anfibi kalbi zaferli biçimde geçim yapmıştır. Bu hayvanların büyük kısmı zamanlarının çoğunu su içinde geçirdiklerinden, tendeki akciğerlerden bağımsız olarak gaz metamorfozu yapma maharetine sahiptirler. Sürüngenlerde ventrikülleri ayıran adaleli kenarlar, oranla az karışmanın alana gelmesine yol açarlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ