Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Kuantum Mekaniğindeki Büyümeler Nelerdir?

  • 14 Temmuz 2021
  • Kuantum Mekaniğindeki Büyümeler Nelerdir? için yorumlar kapalı
  • 82 kez görüntülendi.
Kuantum Mekaniğindeki Büyümeler Nelerdir?

Büyük kozmolojik bilmeceyi çözüp, evrendeki her şeyi açıklayan bir yanıt bulunduğunu düşün; en küçük parçalardan en büyüğüne dek her yapıyı. Bulduğun çözüm bunların birbiriyle etkileşimini ve görülemeyen ihtimalleri de göstersin. İşte bu, yüzyıllardır her bilim insanının hayalini kurduğu şey. Ve sonunda bulmuş olabiliriz. Evrenin tek başına değil, birçok seçenekten bkocaman olarak var olduğu, 1930’larda kuantum […]

Büyük kozmolojik bilmeceyi çözüp, evrendeki her şeyi açıklayan bir yanıt bulunduğunu düşün; en küçük parçalardan en büyüğüne dek her yapıyı. Bulduğun çözüm bunların birbiriyle etkileşimini ve görülemeyen ihtimalleri de göstersin. İşte bu, yüzyıllardır her bilim insanının hayalini kurduğu şey. Ve sonunda bulmuş olabiliriz.

Kuantum Mekaniğindeki Gelişmeler Nelerdir?Evrenin tek başına değil, birçok seçenekten bkocaman olarak var olduğu, 1930’larda kuantum mekaniğinin kurucuları tarafından fark edilmişti. Onları bu algıya götüren şey, teorinin ihtimallerden ibaret olmasıydı. Nihayetinde kuantum mekaniğini tanımlayan matematik eşitlikleri, ortaya çıkabilecek bütün ihtimallerin olası olduğunu, her bkocamanın kendine ait bir reellik düzlemi yaratabileceğini gösteriyor. Tıpkı Schrödinger’in Kedisi isimli düşünce deneyinde olduğu gibi. Kutu içindeki kedinin hem ölü hem de canlı olma olasılığı varsa, o zaman bir evrende ölü, ötekisinde canlı bulunabilir. Ancak yeniden teorinin açıklamasına göre; hepsi gerçek olan bu senaryoların her bkocaman birbirinden saklanmış vaziyette. Başka Bir Deyişle biz bu neticelerden yalnızca biltihaba tanık olabiliriz.

Kuantum mekaniğinin paralel evren öngörüsü herkesin kafasını karıştırmıştı ama yallar sonra bunun gerçek olabileceği fikri, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü teorik fizik profesörü Alan Guth’un Kozmik Şişme teorisiyle bir defa daha gündeme geldi. Guth, büyük patlamanın tesirinin tüm evrende aynı anda sonlanmamış olabileceğini gördü. Onun teoriyi çağdaş fiziğin en güçlü kalelerinden bkocaman. Bu çalışmadan yola çıkan Stanford Üniversitesi fizik profesörü Andrei Linde, patlamanın hala sürdüğünü gösteren bir kuram geliştirdi. Alan Guth da bu modele destek verdi ve Ebedi Patlama kavramıyla tanıştık. Kuram, evrende patlama tesirinin henüz erişmediği mikroskobik boyutta kabarcıklar olduğunu söylüyor. Tesir, bu kabarcıklardan biltihaba eriştiğinde yeni bir patlama yaratıyor ve başka kabarcıkları da tetikliyor. Başka Bir Deyişle asla sona ermeyecek olan bu sürecin bir parçası olarak bir kabarcık evrende yaşıyor da olabiliriz.

Çoklu evrenler üzerine yapılan beyin kasırgaları, bu modele dair birbirinden değişik muhtemel yapılar geliştirilmesiyle sonuçlandı. Sicim teorisinin de başlı başına paralel evrenler üzerine heyeti oluşu, son senelerde fikrin neredeyse herkes tarafından kabul görmesini sağladı. Öyle ki artık evrenin tek ve emsalsiz olduğunu düşünmek bile kabul edilebilir bir şey değil. İngiliz Krallık Gökbilimcisi Martin Rees, var olan her şeyi kavramak istiyorsak bu kavramı git gide derinleşen yosunumuzun başrol oyuncusu haline getirmemiz gerektiğini söylüyor. Başka Bir Deyişle artık evren kelimesini kullandığınızda birisi size dönüp “Hangi evren?” diye sorabilir. Yeniden de çoklu evrenler mevzusunda bütün bir görüş birliği yok. Mevzuyu araştırmaya başladığınızda karşınıza 9 değişik model çıkmasına hazırlıklı olun. Son Çoklu Evren ya da Sonbiçim Çoklu Evren denilen model ise son senelerde en çok rağbet göreni. Kurama göre reellik; varoluşumuzu aşan, bu sebeple mevcut fikirler ya da tecrübelerimizle tanımlayamayacağımız bir yapı.

Benden Kaç Tane Var?

Evren kelimesinin “var olan her şey” anlamına geldiği bir zaman diliminde yaşarken, bir anda böyle değişik bir yapıyla karşı karşıya kalmak kolay değil elbette. Şöyle düşünün; biraz daha daha önceki bir zaman dilimine dönsek, evrenin merkezinde bulunduğumuzu, her şeyin çevremizde döndüğünü düşünen bilim insanlarıyla karşılardık. Galileo ve Kopernik’in çalışmaları, Güneş Sistemi’nin bir parçası olarak galaksinin küçük bir bvefatında yer aldığımızı gösterdi. Bilim dünyasının bu yeni fikri kabullenmesi kolay olmamıştı. Paralel evrenler fikri de tıpkı o zamanlarda olduğu gibi kozmik perspektifte temelli bir başkalaşım yaratıyor.

J.J. Abrams, Alex Kurtzman ve Roberto Orci tarafından kurgulanan Amerikan bilimkurgu dizisi Fringe’de paralel evrene geçmenin bir yolunu bulan tahlilciler iki evren arasında mekik dokumaya başlamışlardı. Kimi zaman kendi kozmik kopyalarıyla karşı karşıya geliyor, bazen vakaların akışını değiştirecek yanlış kararlar alıyor ve netice olarak öbür evrende geri dönülemez bir facialar zinciri başlatıyorlardı. İki evren birbkocaman içine geçmeye başladığında her şey daha da içinden çıkılmaz olmuş, hangi evrene ait oldukları mevzusunda kafaları karışmaya başlayan dizi kişilikleri kendilerini zeka büken bir sürecin içinde bulmuşlardı. Dizinin yaratıcılarına, sonradan ilave edilen paralel evrenler mevzusunu nasıl us ettikleri sorulduğunda şöyle yanıtladılar: “Reelinde geçmişe doğru yapılan zaman yolculuğunu dâhil etmek istemiştik. Ama geçmişe giden bkocaman vakaların akışında farklılık yaparsa, o andan itibaren büyüyen değişik vakaların seçenek bir reellik yaratacağını bildik ve paralel evrenlere geçmiş olduk.” Çoklu evrenler modeli reelse bizim de Fringe dizisindeki gibi değişik şahsiyetlere sahip kozmik kopyalarımızla karşılaşma olasılığımız var mı? Ve zaman yolculuğu yaparak paralel bir reellik oluşturma kaderimiz nedir?

Einstein Diyor Ki…

Evvel zaman yolculuğu kısmıyla başlayalım. F.einstein’ın görelilik teorisine göre uzay ve zaman iç içe geçmiş homojen bir doku. Bu gidişat teorik olarak zaman yolculuğuna da göz kırpıyor ama bir koşulla; yalnızca geçmişe gidebilirsiniz. Yeniden de böyle bir yolculuğu nasıl gerçekleştirebileceğimizi bilmiyoruz. Paralel evrenler üzerine heyeti kuramlar, geçmişe gidip hadiselere müdahale etkenin mevcut geleceği yok etmeyeceğini, geçmişteki farklılıktan itibaren şekillenecek geleceğinse paralel bir reellik olarak devam edeceğini söylüyor. Gelelim kozmik kopyalarımıza… Yalnızca 3-5 tane değil, ebedi rakamda evrenin olabileceğini düşünen bilim insanlarının yaptığı hesaplamalar, bunların her biltihapta değişik fizik yasalarının rol oynayabileceğini gösterdi. Hatta hemen yanı başımızda seçenek bir evren olabilir. Ama bize görünmediği için bunun farkına varamayız. Bu evrenlerin bazılarında doğa kanunları maddenin yaradılışına izin vermemiş, bazılarındaysa galaksi, yıldız ve seyyareler yeniden var ama bizimkilere hiç mi hiç benzemiyor. Ve olasılıklar ebedîyse en azından birkaç tanesi bizim evrenimizle aynı olmalı. Başka Bir Deyişle oralarda bir yerde hepimizden en az birer tane daha var. Alan Guth’un tabiriyle; “Tıpkı benim gibi görünen, aynı biçimde düşünen ve davranan Alan’ı bulabileceğim gibi, benden değişik davranmayı seçmiş olup farklı yaşamlar yaşayan kopyalarımla da karşılaşabilirim. Dahası, böyle bir karşılaşma iki kopyanın da katıksız enerjiye dönüşerek buharlaşmasına sebep olabilir.”

Matematik Evren Varsayımı ile tanınan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü fizikçisi Max Tegmark, Son Çoklu Evren görüşüne katılan bilim insanlarından. “Bu yalnızca çok ama çok büyük bir yapı değil, bunun da ötesinde; fiilen ebedi. Ve her istikamete doğru bakiye dek uzanıyor,” diyor; “Tüm bu ebedi ihtimaller sadece matematikle açıklanabilir.” Ona göre, asıllığın matematiksel olarak tanımlanmasıyla, fiziksel olarak ortaya çıkması arasında hiçbir fark yok. Zira matematiği devreye sokacak bir açma-kapama düğmesi bulunmuyor. Dolayısıyla evrenin dili matematikten ibaret gibi görünüyor. Matematik, ebedilikteki ihtimallerin de ebedi olacağını söylediği için tüm kalıpların birebir tekerrür ettiği ikinci bir dünyada, bütünü bütününe ayrı olan bir kopyanızla karşılaşma olasılığınız var.

Üzerinde biraz düşününce, atomlardan ve ondan da minik parçacıklardan oluşuyoruz. Muazzam rakamdaki yapıtaşlarımızın başka bir yerde aynı biçimde tekerrür etmiş olması olasılığı baş döndürücü. Kuantum mekaniği, şimdiye dek verdiğimiz her bir kararın parçacıkların belli bir kalıpla tertip edilmesine yol açtığını söylüyor. Yürürken sola dönerseniz bu parçacıklar bir istikamete, sağa dönerseniz başka istikamete doğru dizilir. “Evet” dediğimizde “hayır” alternatifini elemiş oluruz. Bunca değişkene karşın elimizin altında ebedi rakamda evrenleri kapsayan bir model varsa, bir kopyamızın yaşamı boyunca bizimle aynı tercihleri yapmış, aynı neticeleri olasılığı da var. Tegmark, kozmik kopyamızla karşılaşmak için 1 milyon trilyon ışık seneyi boyunca seyahat etmemiz gerekebileceğini söylüyor. Bakilikle kıyaslanınca, ilk başta çok büyük gibi görünen bu vakit yalnızca kısacık bir an gibi. Ama bir mesele var: Bizim evrenimiz hiç durmadan genişliyor. Bırakalım öbür evrenleri, uzayın genişlemesi sebebiyle yakınımızdaki galaksiler bile bizden git gide uzaklaşıyor. Bu galaksilerle aramızdaki mesafe hiç değişmeseydi ışık süratiyle ileti gönderip yeterince uzun bir vakit bilave ettiğimizde niyetine erişeceğini bilirdik. Ancak genişleme sebebiyle bu ölçekte bile basit bir iletiyi iletmek neredeyse imkânsızken, kozmik ikizimizle karşılaşma beklentisi hayallerin ötesinde. Ayrıca evrenin bazı bölgelerde ışıktan bile süratli genişliyor olması suratından Einstein’m teoriyi uzayın genişlemesi için sürat hududu koymuyor, son teknolojiye sahip olsak bile onun yalnızca belli bir bvefatını görmeye devam edeceğiz.

Büyük Başlangıç Meseleyi

Kuantum Mekaniğindeki Gelişmeler Nelerdir?Başlangıcımızı açıklayan Büyük Patlama kuramıyla alakalı mesele, patlamayla alakalı neredeyse hiçbir şey söyleyemiyor oluşu. Patlayan neydi? Nasıl patladı? Patlamasına sebep olan şey neydi? Hatta patlamanın biçimini bile tarif edemiyor. Yanıtlanması gereken reel sualler bunlarken, biz yalnızca patlamadan sonra olanlara açıklama getirebilir gidişattayız. Yaşayan en zeki insanlardan bkocaman olarak kabul edilen ve sicim teoriyi üzerinde çalışan teorik fizikçi Michio Kaku, “Mesele şu ki fizik yasaları büyük patlama esnasında neler olduğunu açıklayamaz. Bazıları bunu hemen kabul edebiliyor. Oysa bu gidişat bir fizikçinin kâbusudur. Evrenin belli fizik yasalarına göre işlediğini bilip, hepsini matematiğe dökebilir gidişattayız ama bu yapının en ehemmiyetli parçası olan başlangıç anı ulaşım dışında. İşte bu kabul edilebilir bir şey değil” diyor.

Büyük Patlama modeline göre, patlama reelleşmeden evvel tekillik ismi verilen bir yapı vardı. Kozmolojik tekillik tüm eşitlikleri geçersiz kılan, ebedi yoğunluğa ve son de rece minik boyutlara sahip bir yaradılış. Perimeter Enstitüsi fizikçilerinden Neil Turok da bu modelin meseleli olduğunu düşünenlerden: “Kimsenin tekillik meseleyi için bir çözümü yoktu. Oysa evrenin bir anda karar verip Haydi şu an başlayayım diyerek bir tercih yapmış olduğunu düşünemezsiniz. Üstelik evvelinde ne olduğuyla alakalı balaka veremiyor oluşu da modelin noksan olduğunun kanıtı. Bu, kozmolojinin en büyük meselelerinden bkocamandı ama görmezden geliniyordu.” Bunun ne kadar ciddi bir mesele olduğunu daha rahat anlayabilmek için aynı kuramı kullanarak bir evren yaratmayı deneyebiliriz. Tabii ki evren yaratmamız olası değil ama diyelim ki bu imkâna sahibiz ve patlamayı test etmek istiyoruz. Standart Büyük Patlama, evrende bugün ölçülen muazzam ölçüdeki madde ve enerjinin en başından beri var olduğunu ama başlangıçta ufacık bir alana sıkışmış olduğunu söylüyor. Öyleyse kütlesi ve enerjisi bugün gördüğümüz evrene eşdeğer ölçüde olan malzemeye lüzumumuz var. Yapmamız gereken şey bu inanılmaz kütleyi bir araya toplayıp iyice sıkıştırmak. Öyle ki hepsi yalnızca bir toz zerresi kadar alana sığmalı. Bunu da başardık diyelim. Şimdi sırada bu maddeyi patlatmak var. Andıralım; bu patlama sıradan değil, uzayın genişlemesine sebep olacak kadar şiddetliydi. Peki aynı neticeyi yaratmak için nasıl ve ne ile ateşleme yapacağız? İşte bu sualin bir cevabı yok. Zira az evvel var olabilecek tüm maddeyi sıkıştırdık ve geriye onu patlatacak madde kalmadı. Oysa böyle bir patlamayı yaratabilmek için yeniden muazzam ölçülerde ve çok yüksek enerjili patlayıcıya lüzum var. Böylece teoriyi kullanarak bir evren yaratma deneyimiz başarısızlıkla sonuçlanmış oldu.

Çoklu evrenler modelinde, kendi evrenimizin başlangıç şartlarına bakış açımızda mutasyon geçirmekte. Zira ortaya çıkma sebepleri yada şartları evrenden evrene değişebilir. Hatta bilim insanları bu başkalaşımın kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Bu surattan parçacıkların yaradılışı ve ilişkilerine yönelip kuantum mekaniği seviyesinde temel bir açıklama yapmaya gerek dinlemiyorlar. Bazılarına göre böyle bir açıklama için dinlenen beklenti bile anlamsız. Beethoven’in, 5. senfoniyi yazarken neden başka notaları değil de o notaları kullandığını sormayız. Bu da ona benziyor. Evrenimiz cinsinin tek misali olmadığına göre neden başladığı mevzusu da anlamını yitirmiş oldu. Bunun yerine, başlangıç şartları bizimkine benzeyen evrenler olup olmadığını sorgulayabiliriz.

Öbür taraftan, Alan Guth ve Andrei Linde’nin paralel evrenlere açılan teoriyi, Büyük Patlama’nın aksine patlama anından hemen sonra hakikatleşenleri de açıklıyor. Şişme Kozmolojisi’ne göre, evrenin ilk zamanlarında kısa süreli, çok süratli bir genişleme safhası yaşandı. Başlangıç anından saniyenin trilyonda bkocamanın trilyonda bkocamanın trilyonda bkocaman kadar bir vakit sonra evrenin boyutları, son 15 milyar sene içinde yaşanandan daha süratli bir genişlemeyle, çok daha yüksek bir oranda büyüdü. Lindc’nin kuramı doğruysa ve bir kabarcık evrende yaşıyorsak, tabiatı gereği bu yapının kararsız ve dayanıksız olduğu da ortada. Başka Bir Deyişle, yeni bir şişme bu evrendeki her şeyi yok ederek sonumuzu getirebilir.

Onbirinci Boyuttaki Büyük Çarpışma

Paralel evrenler, sicim teorisinin 90’lı senelerdeki büyük atılımıyla bilim dünyasında geniş çapta alaka görmeye başladı. Zira o senelerde, dünyanın önde gelen fizikçilerinden Edward Witten beş değişik sicim teoriyi modelini tekerrür açıklayıp harikulade bir biçimde birleştirerek M Teoriyi’nı yarattı. Fizikçilerin hayranlık ve afallamışlıkla tahlile aldığı bu kuram, evreni 10 uzay, bir zaman olmak üzere toplam 11 boyutlu olarak resimliyor. Her bir evrenin büyüyüp küçülebilen ve üç ya da daha fazla boyuta sahip olabilen kozmik çeperler içinde olduğunu hayal edin. Çeperimsi yapı evrenlerin dışını çepeçevre sarıyor. Boşlukta yüzen, uçan halılar gibi süzülen bu çeperlere membran sınıyor. Kopmuş bir koli lastiğine benzeyen mikro ölçekli sicimlerse membranlara bir uçlarından yakalatılmış haldeler. Ama koli lastiklerinin kopmamış halini anımsayan sicimler de var ve bunların tüm membranlarda bulunan ortak bir özellik olduğu düşünülüyor. Hatta aynı zamanda kütleçekim gücünün taşıyıcı parçacığı olan gravitonlara karşılık geliyorlar. Kapalı formlarından dolayı bir membranda sabitlenemedikleri için evrenler arasında serbestçe hareket etme hürlüğüne sahipler.

Boyutların birbirinden bağımsız hareket istikametleri olduğundan, boyut rakamı ne kadar fazlaysa o kadar geniş bir hareket serbestliği ortaya çıkıyor. Teoride kendiliğinden ortaya çıkan bu ekstra boyutların bütün olarak neye benzediklerini bilmiyoruz. Bunu bilseydik, titreşen sicimlerin ve atom altı parçacıkların tüm özelliklerini anlayabilirdik. Zira bu boyutların her bkocaman sicimler için değişik titreşimler yaratırken, her bir titreşim modeli de değişik parçacıkları yaratıyor. Akvaryumdaki balıklara benzer biçimde, etrafımızı sarıp dolduran üç boyutlu bir çeper içinde yaşıyor olabiliriz. Onlardan değişik olarak sırçanın ötesini göremiyor, öbür boyutları idrak edemiyoruz. Zati evrimsel süreçte de nesneleri üç boyutlu uzayda idrak etmeye hazırlandık. Daha fazla boyuta sahip bir uzayı gözümüzde canlandırmak kolay değil. Fakat modeli biraz daha küçülten bir misal kullanabiliriz. Şöyle düşünelim; üç boyutlu asıllığı kaplayan uzayda, birbirinden bağımsızca yüzen iki boyutlu yüzeyler olsun ve bunların her bkocaman iki boyutlu membranlara karşılık gelsin. Sarih uçlu sicimlerin bir ucu membranlarda sabitlenmişken, öbür uçları bu membranlardaki nesneleri oraya bağlı kalacak biçimde sıkıca yakalıyor. Sicimlerden kurtulup bizim üç boyutlu reelliğimize erişemiyorlar. İşte biz de o membranlardan biltihapta yaşıyoruz ama bu misalden değişik olarak bizimkisi üç boyutlu. Sicimler bizi burada yakaladığı için üç boyut memb-ranını aşıp ekstra boyutlara ulaşabilmemiz olası değil.

Kuantum Mekaniğindeki Gelişmeler Nelerdir?11. boyut, tüm boyutları kapsayan değişik bir reellik modeli üstüne heyeti olduğundan tertemiz bir fikrin doğuşuna liderlik etti. Membran evrenleri sahip oldukları boyut rakamlarına göre gruplandırırsak; burada hepsinden var ve bir arada süzülüyorlar. Sicim teorisine ehemmiyetli katkılar yapan İngiliz teorik fizikçi Michael DufPın laflarıyla ifade edecek olursak; “Burası yalnızca bir membran içine yerleşmiş olup tek başına duran bir evren değil, boyut rakamları birbirinden değişik evrenleri btemizleten, bezelyeye benzeyen dev bir sistem.” Belki artık başlangıcımızın nasıl olduğunun açıklanması mevzusunda bir beklentimiz kalmadı ama 11. boyut bu suali hiç sormayan biltihaba bile bazı yanıtlar sunmakta. İçlerinde Ncil Turok, Princcton Üniversitesi Albcrt Einstcin Profesörü Paul Steinhardt ve sicim teorisine yaptığı ehemmiyetli katkılarla tanınan Burt Ovrut gibi fizikçilerin de yer aldığı bir grup analist, bu düzlemde serbestçe hareket eden evrenlerin bazen birbirleriyle çarpışacağını söylüyor. Böyle bir çarpışmada ortaya çıkacak olan son derece sıcak ve yoğun civar, çevreye büyük bir süratle saçılan parçacıklarla birlikte büyük patlamaya benzer bir tablo yaratıyor. Başka Bir Deyişle başlangıcımızı öbür evrenlerin çarpışmasına borçlu olabiliriz. Burt Ovrut bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Bunlar sabit yapılar değil, hareket ediyor, birbirlerinin yanından geçiyor ve kimi zaman da birbirlerine çok yanaşıyorlar. Tıpkı dünyadaki hareketli nesnelerde olduğu gibi, hareket eden her şey bir noktada değişikleriyle çarpışma meylindedir. Hatta bu tehlike öyle fazla ki sıkça çarpışıyor olmaları gerek.”

Çarpışan evrenler düz ya da homojen değiller. Dalgalı oldukları için çarpışma anı bir evrenin öbürüne tek seferde çarpıp onla bütünleşmesi biçiminde hakikatleşmiyor. Yeniden basit bir misalle açıklamak gerekirse, her ikisini dümdüz uçan halılar olarak değil de dalgalanarak uçan halılar gibi düşünelim. Ve öyle büyükler ki birbirleriyle ilk temas ettikleri an onları ortadan kaldıracak kadar güçlü bir tesir yaratmıyor. Çarpışıyor, uzaklaşıyor, tekerrür çarpışıyorlar. Çeper yapılar çarpıştıklarında yapışmıyor, aksine parçalama meylinde oluyor. İlk temasın hakikatleştiği bölgelerde bozulma devam ederken çarpışma da sürüyor. Bu sırada giderek kumpassızlaşıp, bir de birbirlerine değişik zamanlarda, değişik noktalardan çarpmış oluyorlar. Özetle döngüsel bir çarpışma yaşanıyor. Evrenimizin patlamayla değil de Büyük Çarpışma ile başladığını söyleyen fizikçiler, gidişatı test etmek için kurdukları eşitliklerde her bir çarpışma döngüsünün doğum, büyüme ve vefatı kapsadığını gördüler. Hesaplar, bir döngünün takribî 1 trilyon sene sürdüğünü gösteriyor. Evrenimiz böyle ortaya çıktıysa, bir sonraki çarpışmaya kadar buralarda olmaya devam edeceğiz demektir.

Çoklu evren kuramlarının bir verimi de fizik yasalarının izini geçmişe doğru sürünce patlama anında durmak zorunda kalmayacak yaradılışız. Tekilliğin ortadan kalkışı, yerine çarpışan evrenlerin gelmiş olması daha derin ve net bir likeni yaratarak ehemmiyetli bir hakikati gündeme getirdi: Zaman, büyük patlamadan evvel de vardı. Michio Kaku, “Evrenlerin ebedi rakamda olması, her bir an bu dev modelin bir noktasında yeni bir patlama olduğunu gösterir. Bizim evrenimizse bu engin ummanda yüzen minik baloncuklardan bkocaman” diyor. Paul Steinhardt ise hiçlikten var olan evren modelinin yanılgılarına değiniyor: “Böyle bir başlangıç size evrenin hiçbir şeyden var olduğunu, uzay ile zamanın açıklanamayan bir biçimde bu hiçlikten oluştuğunu söyler. Her şeyin hiçlikten doğmuş olması inanması efor, naif bir nosyon.”

Afallatıcı ama bu başlangıç modelini test edebiliriz. Dev bir membranda yaşıyorsak şu anda CERN’nam parçacık süratlendirici laboratuarlarında asıllaştırılan süreçlerin, bu dev yapı içinde kcndÜiğindcn ortaya çıkıyor olması gerek. Ve Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda kafa kafaya çarpıştırılan protonlara benzer biçimde, ışık süratine yanaşan parçacıklar çarpıştıkları anda geriye bazı izler bırakıyor olmalılar. Fizikçiler parçacık çarpışmalarından geriye kalan enkazın, içinde bulunduğumuz membrandan dışarı taşıp çevreye saçılacağım söylüyor. Bu enkaz, kendisiyle birlikte bir ölçü enerjiyi de çektiği için ölçümü yapacak dedektörler tarafından tespit edilebilir. Protonların çarpışma anından hemen evvelki enerji ölçüsünü ölçebilir ve bunu çarpışma sonrası bilgilerle karşılaştırırsak, enerjinin eksildiği istikametindeki neticeler çoklu evrenler modelini doğrulayan bir balaka sunabilir. Dahası o zaman çeper evrenler modeli de reelleşmiş olur.
Bibliyografi:
Discovery channel

Yazar:Tuncay Bayraktar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ