Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

İntihar Tutumunun Nörobiyolojisi

  • 24 Eylül 2021
  • İntihar Tutumunun Nörobiyolojisi için yorumlar kapalı
  • 29 kez görüntülendi.
İntihar Tutumunun Nörobiyolojisi

Beyindeki intihar tutumunun altında yatan biyokimyasal mekanizmalar gün ışığına çıkmaya başlamaktadır ve analistler bunların, bir gün daha iyi rehabilitasyon ve temkine taktiklerine yol açabileceğini umut etmektedirler. 1980 senelerinde Belçika‘da ki Ghent Üniversite Hastanesinde fizik rehabilitasyon ünitesinde prsikiyatri stajı gören Kees van Heeringen, görevi sırasında 16 yaşında köprüden atlayarak intihar eden bir kızla karşılaşmıştır. Bu kızın […]

Beyindeki intihar tutumunun altında yatan biyokimyasal mekanizmalar gün ışığına çıkmaya başlamaktadır ve analistler bunların, bir gün daha iyi rehabilitasyon ve temkine taktiklerine yol açabileceğini umut etmektedirler. 1980 senelerinde Belçika‘da ki Ghent Üniversite Hastanesinde fizik rehabilitasyon ünitesinde prsikiyatri stajı gören Kees van Heeringen, görevi sırasında 16 yaşında köprüden atlayarak intihar eden bir kızla karşılaşmıştır. Bu kızın ismi Valerie’dır ve köprüden sıçraması neticeyi, her iki bacağını da kaybetmiş ve hastanede birkaç ay uyumuştur. Psikiyatrist Van; bu kızı tanıdıkça, intihar kararını almada çevresindeki insanlarla stresli etkileşimler de dâhil olmak üzere olayları bir araya getirmiştir ve Valerie’nın aralıksız bunalım semptomları birikimi yaşadığını tespit etmiştir. Daha sonra 2018 tarihli The Neuroscience of Suicidal Behavior isimli kitabında bu tecrübeyi anlatmış olan Van Heeringen, Valerie’nin hikayesinin kendisi üzerinde kalıcı bir tesir vazgeçtiğini dile getirmiştir.
1996 senesinde van Heeringen, Ghent Üniversitesi İntihar Araştırmaları Üniteyi’ni kurmuştur. O zamandan beri direktörlüğünü yapmıştır, kendisinin ve takımının intihar hakkında sahip olduğu bir hayli suali bilimsel araştırmaya manipülasyona destekçi olmaktadır. Yanıtların çoğu, rehabilitasyon biriminde o gün göründükleri kadar anlaşılması efor gidişattadır. Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’de ve öbür bir hayli ülkede intihar oranları çoğalmaktadır ve intihar, trafik kazalarından sonra dünya genelinde gençler arasında ikinci en ehemmiyetli vefat sebebidir. Dünya Sağlık Teşkilatı son zamanlarda dünya çapında her 40 saniyede bir bir bireyin hayatına son verdiğini varsayım etmektedir. İntihar üzgün olduğu kadar karışıktır. İntihar tutumları, intihar düşüncesi veya fikrinden, intihara girişim ve tamamlanmaya kadar, hepsi muhtelif seviyelerde şiddet veya hedefle ilişkili olabilen bir hayli çeşide sahiptir. Tavırların kendileri, cinsiyetler, kavmi orijinler ve öbür demografik kategoriler arasında insidans açısından değişiklik göstermektedir. Hemen hemen her zaman bunalım veya başka bir duygu vaziyet bozukluğu arka tasarıda ortaya çıkmaktadır, ancak duygu vaziyet bozukluğu olan bireylerin sadece bir kısmı intihara eğilimli hale gelmektedir.
İntihar Davranışının NörobiyolojisiBununla birlikte hiçbir bilimsel araştırma alanı, intihar kadar karışık bir vaziyeti tek başına çözemez. Ancak van Heeringen ve bir hayli bilim adamı, bireyin kendi hayatını sona erdirme düşüncelerinin altında yatan nörobiyolojik süreçleri derinlemesine araştırarak meseleye ışık tutmayı ummaktadır ve çalışmalara devam etmektedirler. Bu çalışma, sıklıkla intiharın eşlik ettiği us sıhhati bozukluklarından özgür olarak, intiharın belli biyokimyasal farklılıklara bağlı olduğu fikrine destek oluşturmaktadır. Analistler, bu çalışmadan elde edilen belirtilerin yeni rehabilitasyonları ortaya çıkarmaya destekçi olabileceğini ve hatta müdahale etmek için en çok tehlike altında olan şahısları tanımlama fırsatlarını dahi sağlayabileceğini ummaktadırlar. Psikiyatrist ve intihar araştırmaları Direktörü Gustavo Turecki, sualin karışıklığını, nörobiyolojiyi ve sebepleri kavramak açısından bugün sahip oldukları bilgi yirmi sene evvel sahip oldukları bilgiden çok daha fazla olduğu ve muazzam ilerlemeler kaydettiklerini bildirmiştir.

İntihar Tehlikesine Bağlı Nörobiyolojik Yollar

Bilim adamları intihar tutumlarıyla irtibatlı birkaç temel nörobiyolojik yol tanımlamışlardır. Bu alandaki araştırmalar, bu ciddi ulus sıhhati meselesinin karışıklığının sadece bir kısmına hitap etmektedir ve mevzuyla alakalı literatür, çalışma tasarımındaki spektrum sebebiyle karışıktır. Ancak elde edilen ipuçları, intihar tehlikesinin birkaç etkileşimli moderatörüne işaret etmektedir.

İntiharda Beynin Stres Yollarının Rolü

Valerie’nin hikâyesi, hayatlarını sona erdirmeye çalışan öbür bir hayli insanın hikâyeleriyle eştir. van Heeringen’in daha sonra keşfettiği gibi bunalım, sosyal stres bulguları ve rastgele bir psikiyatrik bozukluktan bağımsız olarak intihar tutumları için öğrenilen bir tehlike etkeni olan ailesinde intihar hikayesinin olmasıdır. Bilim adamları intiharı, hem yüksek stres veya duygu vaziyet bozuklukları gibi süratlendirici etmenlerin hem de aile hikayesi, belli genetik gibi predispozan etmenlerin diyatezi bir mahsulü olarak ele alan stres diyatezi modelleri açısından düşünmektedirler. Ayrıca değişkenler, makûsa kullanım veya ilgisizlik gibi erken yaşam güçlükleri de yer almaktadır.
Çizilen bu çerçeve, beynin strese tepkisini tertip eden biyokimyasal yollara ve intihara eğilimli olan şahıslarda bu yolların nasıl değiştirilebileceğine dair araştırmaya odaklanılmasına destekçi olmuştur. Beynin birden fazla stres tepkisi vardır, ancak intiharla alakalı en iyi çalışılan, stres hormonu kortizolünün salınımını hakimiyet eden ve muayenehane bunalımda yukarıya doğru tertip edildiği öğrenilen hipotalamik-hipofiz-adrenal HPA dingildir.
HPA aksı ile intihar arasındaki iletişime ait ilk ipuçları, başka yollarla intihar neticeyi can veren insanlardan alınan postmortem beyin misallerinde kortizol ve stres sinyalinde yer alan öbür glukokortikoidlerin birleşimini tetikleyen daha yüksek kortikotropin salgılayan hormon CRH konsantrasyonlarının belirtilerini kapsamaktadır. Öbür araştırmalar intihar neticeyi can veren bireylerin adrenal bezlerini genişlettiğini, başka bir deyişle kortizol yapım alanlarını genişlettiğini ima etmişlerdir. Bununla beraber, kendi hayatına son veren şahıslarda bunalım ve öbür duygu vaziyet bozukluklarının yüksek insidansı sebebiyle, bu cins araştırmalar, kollanan tesirlerin intihara mı yoksa daha genel olarak duygu vaziyet bozukluklarına mı özgü olduğunu tanımlamaya çalışmamıştır. Daha yakın zamanlarda, intiharda merkezi bir rol oynayan HPA aksı olayı, Turecki ve dostlarının yaptığı çalışmalardan destek almıştır. Psikiyatrik bozukluklar hakimiyet edildiğinde dahi intihar için en güçlü tehlike etmenlerinden biri olan erken yaşamda HPA dingil işlevi üzerinde uzun vadeli tesirleri vardır.
2000’lerin ortalarında Turecki ve McGill Üniversitesi genetikçisi Moshe Szyf ile araştırma yapmıştır. Yaptıkları bu araştırmada, anneleri tarafından ilgisizlik edilen sıçanların stres, bilme ve hafızayla alakalı bir beyin bölgesi olan hipokampusta değişen epigenomlar ve strese karşı işlevsiz HPA tepkileri sergilediğini bulmuşlardır. Turecki, Szyf ve meslektaşları intihar neticeyi can veren ve çocuklukta istismar hikayesi olan bireylerin hipokampüsünde hipermetilasyon olduğuna dair deliller ve sağlıklı hakimiyetlere veya insanlara mukayeseyle kortizol sinyalini azaltmaya destekçi olan bir glukokortikoid reseptörü olan NR3C1’i kodlayan genin ekspresyonunun eksildiğini bulmuşlardır. O zamandan beri yapılan araştırmalar intihar tutumlarını öbür HPA ile alakalı genlerdeki metilasyon anormallikleriyle ilişkilendirilmiştir. İntihar teşebbüsünde bulunan takribî 90 bireyle yapılan bir 2018 değerlendirmesi, araştırmanın bazı kobaylarından, özellikle de daha şiddetli veya vefatla sonuçlanma ihtimali daha yüksek teşebbüslerde bulunan kan misallerinde CRH genindeki metilasyonun eksildiğini tespit etmişlerdir. Ve bazı çalışmalar, intihar neticeyi can veren şahıslarda NR3C1 ile etkileşime girdiğinde ekspresyonu eksilmiş olan SKA2 proteininin hipermetilasyonunu ve kodlarını, bunalım, şizofreni veya sağlıklı hakimiyetlere sahip öbür psikiyatrik bozukluk şikâyetleri olan hastalara mukayeseyle tespit etmiştir. HPA aksı ile intihar tutumu arasındaki ilişki karışıktır. Misalin, bazı çalışmalar HPA aksının intihar neticeyi can veren insanlarda strese fazla tepki verdiğini gösterirken, değişikleri intihar teşebbüsünde bulunan bireylerin hakimiyetlere mukayeseyle daha düşük kortizol seviyelerine veya strese karşı körelmiş HPA reaktivitesine sahip olduğunu göstermektedir. İntihar Davranışının Nörobiyolojisi
Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde psikiyatrik genetik epidemiyolog olan Nadine Melhem, birkaç sene evvel anne-babası duygu vaziyet bozukluğu olan takribî 200 şahıs arasında intihar teşebbüsünde bulunanların genel olarak daha düşük HPA’ya sahip olduğunu tespit etmiştir. Bu vaziyeti kafa karıştırıcı bir literatür olarak değerlendirmektedir ve bu çalışmada neredeyse her [olası] belirti rapor edilmiştir.
Melhem, bu meblağsızlığın bir kısmının muhtemelen ufak çalışma misallerinden ve deneysel tasarımdaki varyasyonlardan kaynaklandığını belirtmektedir. Ancak değişkenlik, değişik insan gruplarındaki intihar tutumunun faktörlerindeki değişikliklerden de kaynaklanabilmektedir. Mann’ın grubu geçen sene intihar teşebbüsünde bulunan 35 bireyden yalnızca karakter testlerinde güdüsel saldırganlık için yüksek puan alanların, intihar kapsamayan hakimiyetlere mukayeseyle strese kortizol cevaplarını ehemmiyetli miktarda artırdığını bildirmiştir. Ve birkaç sene evvel yayınlanan bir meta-tahlil, kortizol seviyeleri ile intihara girişim tehlikeyi arasında pozitif bir korelasyon bulmuştur, ancak yaşlı insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda olumsuz bir korelasyon olmuştur.

Stres Cevapları

Bir Hayli çalışma, intihar tutumlarını hipotalamik-hipofiz-adrenal HPA aksının kumpassızlığı ve bedenin strese tepkilerinin öbür aracıları ile ilişkilendirmiştir ve bunlar alttaki gibidir:
CRH: İntihar neticeyi can veren bireylerin beyinlerinde kortikotropin salgılayan hormon CRH daha yüksek konsantrasyonlarda bulunmuştur.
Böbreküstü bezleri: İntihar neticeyi can veren şahıslar ve özellikle şiddet yoluyla can verenler, böbreküstü bezlerini geliştirmiş olabilmektedir.
Kortizol: İntihara girişim eden şahıslarda bazal kortizol seviyeleri banale göre düşük beya yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kortizolün strese tepkisi intihar tutumları olan şahıslarda da işlevsiz olabilmektedir
NR3C1: Glukokortikoid reseptörü olarak da öğrenilen NR3C1, intihar neticeyi can veren şahıslarda, özellikle de çocukluk çağı istismar hikayesi olanlarda daha az ölçüde olabilmektedir.

Serotonin ve Öbür Nörotransmiterlerin Tesiri

Mann, beyin kimyasının oldukça değişik bir doğrultusunu incelerken ilk intiharın nörobiyolojisiyle ilgilenmeye başlamıştır. 1980’ler ve 90’lar süresince, kendisi ve takımı can veren insanların beyinlerinde serotonin 5-hidroksitriptamin veya 5-HT sinyalinde ve nörotransmiterin ana metaboliti olan 5-hidroksiindoleasetik asit 5-HIAA noksanlıkları bulmuşlardır. Bu belirtileri intihar, psikiyatrik tanıdan bağımsız olarak, başka yollarla can veren psikiyatrik bozukluğu olan veya olmayan bireylerin beyinleriyle karşılaştırıldığında bulunmuştur. Mann, belirtilerin intihara özgü biyokimyasal farklılıkların olabileceğinin anlaşılmasında anahtar olduğunu söylemektedir. O zamandan beri serotonerjik sistem, intihar meyli hakkında ipuçları için incelenen birkaç nörotransmiter sisteminden biri haline gelmiştir.
HPA aksı gibi, serotonin sinyallemesi de yaşamın erken yarıyılındaki kasvetler tarafından modüle edilmiş görünmektedir. Misalin, metilasyon için HTR2A, 5-HT, 2A olarak öğrenilen serotonin reseptörünü kodlar ve erken yaşamları değişmiş çocuklarda güçlüklerle beraber, bu metilasyon farklılıklarının HTR2A ekspresyonunu nasıl etkilediği henüz net değildir. Birleşik Kraliyet’ta 2016 senesinde ikizler üzerinde yapılan bir araştırma, SERT’de hipermetilasyona uğrayan çocukları ortaya çıkarmıştır. Zorbalığa maruz kalan çocuklar ayrıca strese karşı körelmiş kortizol tepkiler göstermiştir, bu da serotonerjik sistem ile HPA işlevi arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Bu cins fizyolojik farklılıkların intihar tutumunu nasıl etkileyebileceği henüz belli değildir, ancak Mann’ınki gibi gruplar bazı ayrıntıları çözmeye çalışmaktadırlar. Misalin, Mann ve dostları son zamanlarda serotonin reseptörü 5-HT seviyeleri için hakimiyet edilmesine karşın, psikiyatrik tanılarda serotonin ve HPA aksı etkinliği arasında somut bir bağlantı olduğunu bulmuşlardır. Ayrıca takım depresif ve depresif olmayan tutumları olan şahıslarda serotonin reseptörlerini seviyelerini incelemişlerdir. Ve 1A korteksinin bazı bölgelerinde 5-HT seviyelerinin daha yüksek olduğunu tespit etmişlerdir ve bu psikiyatrik bir tanıdır. İntihar Davranışının Nörobiyolojisi
Azıcık sezgiyle, daha yüksek 5-HT seviyeleri, 1A sinyalinde serotonin kaybına neden olabilir, zira Mann reseptörü asap geri besleme tepkisinin bir parçasıdır, serotonin salınımının sinapslarda yasaklandığını açıklamaktadır. Buna göre intihar meyilli şahıslarda mesele serotonin üretme kapasitesi değil serotonin kullanma kapasitesidir. 5-HT 1A’nın bu rolü, seçici serotonin geri alım inhibitörlerinin SSRI’lar intihar düşüncelerini ve tutumlarını eksiltmede öbür bazı antidepresanlara göre neden daha iyi bir iş çıkardığını açıklamaya da destekçi olabilmektedir. Öbür tesirlerin yanı gizeme, SSRI’lar 5’in sayısını ve tepkiselliğini eksiltir. -HT 1A reseptörler ve böylece serotonin sinyallemesini baskılayan olumsuz geri besleme döngüsünü susturabilir. Glutamat, GABA ve dopamin dâhil olmak üzere serotoninin yanı gizeme nörotransmiterler de intihar tutumu bağlamını incelenmiştir. Özellikle de glutamat reseptörü NMDAR ile etkileşime giren ketamin ve esketamin gibi ilaçların muayenehane hastalardaki intihar tehlikesini eksilttiğine dair son belirtilerin ardından bunalım çıkmıştır. Bununla beraber, bu nöro-aktarıcılar hakkındaki literatür oldukça meblağsızdır ve tahlilcileri intihar tutumlarını açıklamak için yeni mekanizmalar aramaya devam etmeye teşvik etmektedir.

Asap Mesajımı

Serotonin ve glutamat gibi öbür nörotransmiterler yoluyla asapsal irtibat, intihar neticeyi can veren şahıslarda sıklıkla kumpassızlık bulguları gösterir.
Serotonin
İntihar neticeyi can veren bireylerin beyinlerinde serotonin sinyalinin bozulması kezlerce bulunmuştur.
SERT
Serotonini presinaptik nörona geri yollayan serotonin taşıyıcı SERT’nin seviyeleri intihar neticeyi can veren insanlarda daha düşük olabilir.
Serotonin reseptörleri
İntihar teşebbüsünde bulunan veya can veren şahıslarda serotonin reseptörleri 5-HT 1A ve 5-HT 2A seviyeleri daha yüksek olabilir.

Nöroinflamasyona Potansiyel Bağlantı

Danimarka‘daki analistler intihar ve bulaşıcı hastalık arasında bir bağlantı olduğunu bildirmişlerdir. Takım, 7 milyondan fazla bireyin otuz senelik sağlık kayıtlarını tahlil ederek, bir enfeksiyon sebebiyle hastaneye kaldırılmanın yüzde 40’tan fazla intihar ihtimali ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır. Hastanede üç aydan fazla zaman geçirmek, intihar oranının iki katından fazla çoğalmasıyla irtibatlı bulmuşlardır. Takım, bu cins gözlemsel bilgilerin sebepsellik gösteremeyeceğini kabul ederken, enfeksiyonlar sebebiyle hastaneye uyuyuşla ilişkili istatistiksel tehlikenin Danimarka’daki intiharların takribî yüzde 10’unu oluşturabileceğini hesaplamışlardır. Bu belirtinin pek çok mümkün açıklaması vardır. Biri enfeksiyonların antibiyotiklerle veya öbür hastane ilaçlarıyla rehabilitasyonunun us sıhhatini etkilemesidir. Ancak van Heeringen ve takımı, çalışmanın intihar tutumu ile alakalı başka bir varsayımla irtibatlı olduğuna dikkat çekmişlerdir, bu tahmin iltihaplanma rolünü kapsamaktadır. Daha evvel, otoimmün bozuklukları ve travmatik beyin zararı olan şahıslarda, enfeksiyonlar gibi tipik olarak iltihaplanmayı kapsayan vaziyetler yüksek intihar tehlikeyi ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Öbür ipuçları, fertlerde kronik, düşük seviyeli nöroinflamasyona neden olan bir asalak olan Toxoplasma gondii’nin epidemiyolojik çalışmalarından elde edilir.
2018 senesinde Kore’de takribî 300 bireyle yapılan bir araştırma, intihar teşebbüsünde bulunan bireylerin yüzde 14’şanın, sağlıklı hakimiyetlerin yalnızca yüzde 6’dene mukayeseyle asalak için pozitif test ettiğini ortaya koymuştur ve bu, birkaç Amerika Birleşik Devletleri kohortunda bulunan bir korelasyonu yansıtmaktadır. Bunalımın enflamatuar bir hastalık olduğu düşünülmemekle beraber, beyindeki nöroinflamasyon bulguları bunalımdan muzdarip şahıslarda kezlerce belgelenmiştir ve bir dizi antiinflamatuar ilaç antidepresan tesirler göstermektedir. Melhem, merkezi asap sisteminin ilk bağışıklık hücreleri ve iltihaplanma aracıları olan Microglia’nın intihar neticeyi can veren bireylerin beyinlerinde artan aktivasyon gösterme meylinde olduğunu ve bazı çalışmaların interlökin IL-2, IL gibi irinli sitokinlerin yüksek konsantrasyonlarını tanımladığını bildirmektedir. Ölümcül ve ölümcül olmayan intihar tutumları olan şahıslarda -6 ve IL-8’dir. Misalin, takribî 2.000 Meksikalı-Amerikalı üzerinde yapılan bir 2019 incelemeyi, intihar teşebbüsünde bulunan depresif ve bunalıma girmemiş bayanlarda IL-8 kan seviyelerinin yükseldiğini bulmuştur.
Nöroinflamasyonun intihar tavrına bütün olarak nasıl katkıda bulunabileceği hala bilinmezdir ve son zamanlarda yapılan bazı epidemiyolojik çalışmalar, bu ilişkinin bunalımdan bağımsız olup olmadığı mevzusunda kuşkular uyandırmıştır. Analistlerin incelediği bir yol, nöroinflamasyonun serotonerjik sistemle etkileşimidir. Mikroglianın aracılık ettiği düşünülen bir süreçte nöroinflamasyon, serotonin imalinden uzaklaşarak serotonin imalinden uzaklaşan ve öbür kimyevi yollara doğru serotonin moleküler lideri olan triptofanın metabolizmasında bir kaymayı tetikler. Bu potansiyel olarak serotonin sinyalini eksiltir ve beyindeki intiharla alakalı öbür farklılıkları tetikler.
İlham
İntihar neticeyi can veren şahıslar beyinde çoğalmış iltihaplanma bulguları gösterirken, epidemiyolojik bilgiler bazı cerahatle ilişkili sağlık şartlarının daha yüksek intihar tehlikeyi ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Microglia
İntihar neticeyi can veren insanların beyinleri daha yüksek seviyede mikroglia aktivasyonu gösterir.
Sitokinler
İntihar teşebbüsünde bulunan şahıslarda, kandaki irinli sitokin seviyeleri, özellikle bazı interlökin cinsleri, daha yüksek seviyelerde bulunmuştur.

İntiharı Varsayım Etmek ve Önlemek İçin Taşıtlar

Psikiyatrist David Brent’in kariyerindeki tanımlayıcı anlardan biri, takribî 40 sene evvel tıpta ikamet ettiği yarıyılda yaşanmıştır. Brent, Pittsburgh Üniversitesi Tıp Merkezi Çocuk Hastanesinde öğrenerek fazla dozda uyuşturucu almayı kabul eden gençlerle çalışmak üzere görevlendirilmiş. Hangisinin psikiyatri koğuşuna sevk edileceği ve hangisinin güvenle konuta gidebileceğini tanımlaması gerekiyormuş. Günümüzde Pitt’de profesör olan Brent, bu kararlılığı vermenin gerçekten çok iyi bir yolunu bulamadığını fark etmiş. Öbür klinisyenlerin bu cins kararları nasıl aldıkları hakkında daha fazla bilgi edindikçe, çalıştığını şirketin kıymetini kavramıştır ve ona göre kimsenin ne yaptığını öğrenmediğini uyuşmuştur. Bu hala intihar tehlikeyi taşıyan şahıslara bakım sağlamaya çalışan herkesin karşılaştığı bir çelişkidir. Günümüzün klinisyenleri, uygun müdahalelere karar vermek için genellikle hastalara maksatlarını bildirme mevzusunda güvenmektedir. Ancak yaklaşımın hudutları vardır.
İntihar Davranışının Nörobiyolojisiİntihar düşüncesi üzerine yapılan araştırmaların bir 2019 meta-incelemeyi, hayatlarına son veren bireylerin takribî yüzde 60’ının, vefatlarından haftalar veya aylar evvel bir klinisyen veya hekim tarafından sorulduğunda intihar düşünceleri olduğunu yalanladığını bulmuştur. Bu mesele bazı tahlilcileri, nörobiyolojiden elde edilen belirtileri intihar tavırlarının başlangıcını varsayım etmek için biyobelirteçlerin tanımlanmasına dönüştürmenin yollarını aramaya yönlendirmiştir. İntiharla olan güçlü ilişkisi göz önüne alındığında, HPA aksı uzun zamandır bu çalışmanın odak noktası olmuştur ve kandaki veya tükürükteki anormal kortizol seviyelerinin, olağandan yüksek ya da düşük bir biyobelirteç olarak umut verici olabileceğine dair bazı deliller vardır. Birkaç ay evvel, misalin Melhem, Brent ve takımı, bir bireyin temel kortizol seviyelerinin gelecekteki intihar fikri varsayım etmek için kullanılabileceğini ve sonraki yarıyılda artan düşünmeyle ilişkili daha yüksek kortizol ile gençlerin uzun vadeli bir çalışmasının belirtilerini yayınlamışlardır.
Kortizol testleri, sosyal ve akademik stresle alakalı anketler gibi öbür intihar meyli ölçümlerine öngörü eforu sağlamaya destekçi olabilir. Son zamanlarda yapılan bir tahlil, anket bilgilerinin, zekâsal sağlık meseleleri olan 220 genç kız arasında birkaç ay içinde intihar etmeyi düşünecekleri mevzusunda iyi birer gösterge olsa da, o yarıyılda kimlerin intihara girişim edeceğine dair zayıf hipotezler olduğunu göstermiştir. Ancak analistler, laboratuar testlerinde âmâ kortizol tepkileri gösteren kızlara odaklandıklarında, anket bilgileri intihar teşebbüslerini çok daha iyi öngördü. Stres tepkilerinin ötesine bakıldığında, öbür gruplar nörotransmisyonla alakalı biyobelirteçleri tanımlamaya çalışmışlardır.
Birkaç sene evvel, Mann’ın grubu majör depresif bozukluğu olan 100 hastanın orta beyinlerindeki 5-HT 1A serotonin reseptörlerinin seviyelerini değerlendirmek için pozitron emisyon tomografik PET görüntüleme kullanmışlardır. Bilim adamları, daha yüksek 5-HT 1A seviyelerinin, önümüzdeki iki sene içinde daha fazla intihar düşüncesi ve daha ölümcül intihar tutumunu öngördüğünü bulmuşlardır. Geçen yaz, Yale Üniversitesi nörofizyoloğu liderliğindeki bir çalışma grubu, , Irina Esterlis PET tarafından ölçülen glutamat reseptörü mGluR5 seviyelerinin, travma sonrası yaşanan stres bozukluğu ile irtibatlı ve mevcut intihar düşüncesi olan fertlerle ile alakalı olduğunu bildirmiştir. Fakat elde edilen neticeler neticeler majör depresif bozukluğu olan hastalar için geçerli değildir. Bu cins biyokimyasal imzaların, intihar tehlikesini değerlendirme potansiyeli hakkında analistler arasında görüş değişiklikleri göstermektedir.
East Tennessee Eyalet Üniversitesi’nde bunalım üzerine çalışan bir farmakolog olan Greg Ordway, biyolojinin intihar tavrına yatkın şahısları tanımlayabileceğini, ancak bir bireyin hayatını sonlandırıp sonlandırmayacağını emin bir biçimde ortaya çıkaran bir veya birkaç biyobelirteç üretme ihtimalinin düşük olduğunu bildirmiştir. İntiharı varsayım etmek son derece güçtür ve şahıslar her zaman bunu yapmaya çalışırlar. Anlık tehlikeyi değerlendirmek için en umut verici taşıtlardan kimileri, bunun yerine beyindeki biyokimyasal imzaların aksine daha karışık, duygusal sinyalleri ölçen öbür sinirbilim alanlarından gelebilir. 2017 senesinde, Carnegie Mellon Üniversitesi sinirbilimci Brent, Marcel Just ve takımı, 34 bireyin beyninde kullanılan işlevsel MRI görüntüsü ile beraber vefat, bela ve kaygısız gibi sözcükleri düşünürken bu bilgileri işlemek için makine öğrenimi algoritmalarını kullanmıştır. Buçalışma sırasında bildirildiği biçimiyle intiharı düşünen bireylerle yüzde 91 doğrulukla inanmayanlar arasında ayrım yapabilmiştir. Takım, intihara girişim etmiş şahısları yüzde 94 doğrulukla tanımlamıştır.
Analistler yakın zamanda projeyi geliştirmek için Milli Us Sıhhati Enstitüsü’nden 3,8 milyon dolar almış ve muhtelif duygu vaziyet bozukluğu cinsleri olan ve olmayan bireylerin uzun vadeli izlenmesini tasarlamışlardır. Analistler araştırmanın bir parçası olarak, sadece tarama sırasında düşünen veya geçmişte bunu sınayanları değil, gelecekte intihara girişim edebilecek şahısları tanımlamak için taşıtlarını genişletmeyi ummaktadırlar. Yalnızca The Scientist’e takımın, tekniği elektroensefalografi EEG gibi MRI’dan daha ucuz, daha muayenehane arkadaşı bir teknolojiye adapte etmeyi tasarlamaktadırlar. Melhem, teknikleri birleştirmenin önümüzdeki senelerde hipoteze dayalı yaklaşımları iyileştireceğinden umutlu olduğunu bildirmektedir. 2019’da, o ve meslektaşları, bir bireyin bunalım semptomlarının zaman içindeki şiddeti ve değişkenliği gibi etmenlere dayanarak intihar teşebbüslerini varsayım etmek için, mevcut modellerin doğruluğu ve performansını iyileştiren bir model yayınlamışlardır. Bu cins bir araya gelmesi kolay muayenehane bilgileri beyin taramalarından veya öbür teşhis testlerinden elde edilen biyolojik bilgilerle entegre faktörün daha doğru hipotezlere yol açması gerektiğini söylemektedir.
Bu cins testlerin incelenmesi, intiharı temkine açısından tehlikeyi değerlendirme potansiyellerinin ötesinde dahi ehemmiyetli neticelere sahiptir. Melhem, tıpkı öbür tıp alanlarında olduğu gibi biyolojik göstergeçler sunulduğunda, hasta seviyesinde mühürlenme eksileceğini ve hastalar, analistlerin intiharın altında yatan biyolojiyi araştırdıklarını dinlediklerinde genellikle afalladıklarını bildirmiştir. Zira bunun şahsiyetlerinde tutumsal bir yanılgı olduğu ve bu mevzuda kendilerini kabahatli sezdikleridir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ