Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

HIV Virüsünün Orijini

  • 22 Nisan 2021
  • HIV Virüsünün Orijini için yorumlar kapalı
  • 135 kez görüntülendi.

Bilim insanları HIV virüsünün orijinini tanımlamak için değişik insanlardan aldıkları HIV genlerini sıralamaya başladılar. Onlar yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nden değil, aynı zamanda HIV’in dağılmaya başladığı dünyanın başka ülkelerinden aldıkları HIV’i de araştırdılar. HIV’in her cinsinin öğrenilen bir soydan çıkan bir kol olduğu evrimsel ağaçlar çizdiler. Analistler bir tane değil ama iki tane HIV çeşidi olduğunu […]

Bilim insanları HIV virüsünün orijinini tanımlamak için değişik insanlardan aldıkları HIV genlerini sıralamaya başladılar. Onlar yalnızca Amerika Birleşik Devletleri’nden değil, aynı zamanda HIV’in dağılmaya başladığı dünyanın başka ülkelerinden aldıkları HIV’i de araştırdılar. HIV’in her cinsinin öğrenilen bir soydan çıkan bir kol olduğu evrimsel ağaçlar çizdiler. Analistler bir tane değil ama iki tane HIV çeşidi olduğunu buldular. HIV hadiselerinin büyük çoğunluğuna HIV-1 ismi verilen bir cins, geri kalan olaylara ise HIV-2 ismindeki virüsün değişik bir cinsi neden olmuştu. HIV’in iki cinsi, ortaya çıkardıkları bulguları da içeren bir hayli belirtiyle birbirlerinden ayırt edilebildiler: HIV-2 HIV-l’den çok daha az bulaşıcıydı.
Bilim insanlar, HIV’in, lentivirüs olarak öğrenilen, yavaş gelişen büyük bir retrovirüs grubuna ait olduğunu buldular. 1991’de New York Üniversitesi’nden Preston Marx ve çalışma dostları, HIV-2’nin, kül renkli mangabeyler olarak öğrenilen Afrikalı bir maymun türüne virüs bulaştıran lentivirüslerle yakından iletişimli olduğunu buldular. HIV-2’nin en çok görüldüğü yer olan Batı Afrika’da bazı insanlar maymunları evcil hayvan olarak besler; değişikleri de onları yerler. Virüs bulaşmış mangabeyler, bir ısırıkla lentivirüslerini insanlara geçirmiş olabilirler.

AIDS hadiselerinin büyük kısmına neden olan HIV-1 cinsinin orijinlerini saptamak bilim insanlarının uzun zamanını aldı. Bunun nedeni, HIV- l ‘in en yakın akrabalarının, tahlili oldukça güç olan primatlarda yaşamış olmasıdır: Şempanzeler.
Ötekilerine oranla esirlik altında yaşayan sadece birkaç şempanze vardır ve tabiatta yaşayan şempanzelerden kan misalleri almaya çalışmak da son derece güç bir iş olabilir. Onlar, tutulması güç, eforlu hayvanlardır ve ayrıca elinde iğne olan insanlara da bayılmazlar. Bilim insanları, şempanzelerde HIV’i aramak için, dışkılarındaki virüsleri incelemek gibi, yeni yollar bulmak zorunda kaldılar. Bilim insanları, şempanzelerden alınan lentivirüsler gibi virüsleri toplayarak, yavaş yavaş HIV-ı’in bir koleksiyonunu oluşturdular. HIV Virüsünün KökeniBilim insanları virüsleri birbirleriyle karşılaştırdıklarında, HIV-1’in bazı cinslerinin, öbür HIV- ı cinsleriyle iletişimli olan belirli şempanze virüsleriyle çok yakından ilişkili olduğunu buldular. Viral ağacın dalları, hakikatte HIV- 1’in, bir hayli kereler, şempanze virüslerinden evrimleştiğini gösterir.
Peki, bu evrimleşme ne zaman hakikatleşti? Bazı bilim insanları, HIV’in keşfedilmesinden evvel sırlı bir biçimde can vermiş hastalara bakarak bu suale bir yanıt bulmaya çalıştılar. Misalin ı 988’de, analistler, ı 976’da can veren Arvid Noe ismindeki Norveçli bir denizcinin dokularında HIV buldular. HIV tarihinde geriye doğru gitmek neredeyse ihtimalsizdi, zira HIV’in ilk kurbanlarının çoğu fukara ülkelerde yaşıyorlardı ve pnomositis pnomonia gibi alışılmadık hastalıkları belirleyebilecek detaylı tıbbi testlerin hiçbiri yapılmadan can vermişlerdi.
Yaşayan insanlarda artan virüslerin, HIV orijinine dair bazı eforlu ipuçları verdiği neticeyi çıktı. Los Alamos Milli Laboratuarındaki bilim insanları, 1990’lara doğru, binlerce hastadan alınan HIV genetik dizilimlerinin bir bilgi tabanını oluşturdular. Daha sonra, bu virüsleri mukayese etmek için süper bilgisayarlar kullanıp, ortak atalarından dağıldıklarından beri virüslerin hangi değişinimleri toplamış olduklarını hesap edebildiler. Analistler, bu değişinimlerden yola çıkararak, HIV’in değişinimleri, yavaş yavaş, kumpaslı sayılacak bir süratte tuttuğunu buldular. Öbür bir deyişle, değişinimler, bir kum saatindeki kum gibi üst üste yığılıp biriktiler. Bilim insanları, kumun ne kadar yükseklikte olduğunu ölçerek ne kadar vakit geçmiş olduğunu hipotez edebildiler. HIV-1’in ortak atasının 1933’de ortaya çıktığını hipotez ettiler.
Bu hipotez, Orta Afrika’daki Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başşehri Kinshasa’daki sağlık kurumularda depolanan dokularda korunmuş HIV’in bulgusuyla doğrulandı. 1998’de, Rockefeller Üniversitesi’nden David Ho ve çalışma dostları, 1959’da Kinshasa’daki bir hastadan alınmış kan misalinden HIV’i ayırt ettiklerini bildirdiler. 2008’de, Arizona Ünivesitesinden Michael Worobey ve çalışma dostları, Kinshasa’daki, 1960’lardan kalma başka bir patolojik derlemeden aldıkları ikinci bir doku misalinde HIV buldular. Bu iki misal, analistlerin, HIV’in 1 900’lü senelerde ortaya çıktığını doğrulamalarını sağladı.
Los Alamos’lu analistler tarafından oluşturulan moleküler saat, onların sadece genetik dizilimine bakarak Kinshasa virüslerinin yaşını hipotez etmeye yetecek kadar doğruydu. Fakat bu iki virüs, Kinshasa’daki HIV’in 1960’lardaki spektrumuna sürpriz bir bakış da sağlar. Worobey ve çalışma dostları, daha önceki virüslerin birbirleriyle yakından iletişimli olmadığını buldular. Worobey ve çalışma dostları, bu iki virüsün aralarındaki hafif eşliği araştırarak, bugün dünyada bulunan HIV- 1’in tam belirli başlı dallarının 1960’da zati var olduğu neticesine vardılar.
Dahası, muhtemelen hepsi de Kinshasa çevresinde dolanıyorlardı. Bütün bu deliller, artık, HIV-1’in nasıl başladığını işaret eder. HIV-1 eşi virüsler, Afrika’nın her yerinde şempanzeler arasını dolaşmıştı. Avcılar şempanzeleri bazen eti için öldürdüler ve zaman zaman virüsler tarafından onlara hastalık bulaştırıldı. Fakat izafi bir tecritte yaşayan bu avcılar, virüsler için çıkmaz bir caddeydi. 1900’un başlarında, Orta Afrika’daki koloni meskenleri on bin karakter ya da daha fazla rakamda insanın olduğu şehirlere dönüşmeye başlarken virüslere müteveccih fırsatlar değişti. Kıyı süresince yapılan ticaret, patojenlerin, çok uzak ormanlardan şehirlere erişmesini sağladı. HIV-1 ile oldukça yakından iletişimli olan virüsleri taşıyan şempanzeler, bugün güneydoğu Kamerunun sık ormanlarında yaşıyor. Bu bölgenin akarsularının güneye akması ve Kinshasa’ya erişmesi bir rastla olmayabilir.
Büyüyen Kinshasa o zaman Leopolldville olarak öğrenilen şehrinde, HIV-1 artmayı muvaffak oldu. Birkaç galibiyetsiz netice yerine, onu güçlendirebiten ve içerisinde, insanlara çok daha iyi adapte olabilecek yeni formlara dönüşebilen bir topluluk buldu. Yalnızca birkaç bin insana virüs bulaştırmış olması olasılığına karşın, HIV-1 1960’larda büyük bir genetik spektruma erişti.
Worobey ve çalışma dostları, HIV-1’in, Kinshasa’dan çıkıp dünyanın geri kalanına dağılmasının haritasını çıkarmaya başladı. Misalin, HIV-1’in Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en yaygın cinsi HIV-1 alt tip B olarak öğrenilir. HIV-ı alt tip B’in en daha önceki soyları Haiti’dedir ve Worobey, bu soyların 1 960’larda Afrika cinslerinden bir dal olarak dağıldığını hipotez etmektedir. Bu, Kongo’da çalışan bir hayli Haitilinin, Haiti’nin Belçika‘dan bağımsızlığını HIV Virüsünün Kökenikazandıktan sonra ülkelerine döndüğü zamanlarda olur. Haitililer, HIV’i istemeden Yeni Dünyaya getirmiş olabilirler. Daha sonra da Haitili muhacirler ya da Amerikalı turistler HIV’i Birleşik Devletler’ e taşımış olabilirler. Worobey ve çalışma dostlarının Amerika ‘da buldukları HIV-1 alt tip B’in en daha önceki soylarının tarihi 1970’lere direnir. Bu, virüsün insanlara yerleşmesinden takribî 40 sene sonra ve Los Angeles’taki beş erkeğin zatürrenin değişik bir formuyla hasta olmasından 10 sene evveldir. Bilim insanları 1983’te HIV’i teşhis ettiklerinde, virüs zati küresel bir faciaya dönüşmeye başlamıştı. Netice olarak, HIV, onun dağılmasını durdurmayı umut eden bilim insanlarına büyük üstünlük sağladı. Bu umut, bazı taktiklerin salgını yavaşlatmak için asıl bir umut taahhüt etmeye başladığı 1990’ların ilk senelerine kadar reelleşmeyecekti. Değişen insan tavırlarının tesirli olduğu ispatlanmıştır. Uganda, HIV’e karşı prezervatif kullanımının ve öbür millet sıhhati hareketlerinin yer aldığı büyük bir kampanya yürüttü. Ne Yazık Ki ki bu programlara yapılan para dayanağı birkaç sene sonra eksilmeye ve ardından Uganda’daki hastalık oranı yine yükselmeye başladı.
Öbür bilim insanları, virüs bulaşmış insanlarda HIV’in ilerlemesini yavaşlatabilen ilaçlar buldular böylece bu insanların bağışıklık sistemleri, AIDS’in yerleşmesini yasaklayacak kadar eforlu kalabildi. Artık milyonlarca insan, bağışıklık hücrelerine virüs bulaştıracak ve artmak için onları kullanacak HIV’in eforunu durduran ilaç karışımı alıyor. Birleşik Devletler gibi zengin ülkelerde, bu ilaç rehabilitasyonları, insanların oranla sıhhatli bir yaşam yaşamalarını sağlar. Fakat bu ilaçların maliyeti, en fukara ülkelerde yaşayan, çoğu HIV’li insanın, onlara aşırıdan birkaç sene ya da hatta onlarca senelik hayat verebilecek bir rehabilitasyonu karşılayamaması anlamına kazanç. Birleşik Devletler ve devlete ait olmayan organizasyonların şimdi bu ilaçları en çok etkilenmiş ülkelere sağlamaya başlıyor olması ve rehabilitasyon programlarının etkileyici bir biçimde çoğalmaya başlaması süratli başkalaşımın başlangıcı oldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ