Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Hayal Eforumuzu Zorlayan Mekanlar

  • 24 Nisan 2021
  • Hayal Eforumuzu Zorlayan Mekanlar için yorumlar kapalı
  • 111 kez görüntülendi.

Paris Catacombu- Paris Yer altı Kabirliği Fransa’nın başşehri Paris; La Ville Lumière ‘Işık Kenti’ anlamına kazanç; bununla beraber, 12 milyon insanın yaşadığı bu hareketli Avrupa kentinin altında, daha önceki uysallarının 6 milyon ceset viranelerini yakalayan, karanlık bir yeraltı dünyası uyur . Buraya Paris Catacombu denir: daha önceki mağaralar, taş ocakları ve suratlarca km uzanan tünel ağları ve […]

Hayal Gücümüzü Zorlayan MekanlarParis Catacombu- Paris Yer altı Kabirliği

Fransa’nın başşehri Paris; La Ville Lumière ‘Işık Kenti’ anlamına kazanç; bununla beraber, 12 milyon insanın yaşadığı bu hareketli Avrupa kentinin altında, daha önceki uysallarının 6 milyon ceset viranelerini yakalayan, karanlık bir yeraltı dünyası uyur . Buraya Paris Catacombu denir: daha önceki mağaralar, taş ocakları ve suratlarca km uzanan tünel ağları ve görünüşte ölülerin kemikleri ile kaplı bir ağ.Kısaca bir yer altı kabirliği.

Paris Catacombs’un orijinleri kentin eteklerinde bulunan kireç taşı ocaklarını direnir. Bu natürel kaynak, Romalılar zamanından beri kullanılmakta ve kentin binaları için inşaat malzemesi sağlamanın yanı gizeme şehrin gelişmesine ve genişlemesine katkıda bulunmasıyla öğrenilmektedir. Bununla beraber, ancak 18. asrın ikinci yarısında sonra şu anda asırlar boyu genişleyen kentin altında kalan daha önceki kireç taşı madenleri kabirliğe dönüştürülmüştür.

18. asırda, Les Inocents gibi Paris kabirlikleri fazla popülasyon çoğalışı nedeniyle, uygun olmayan kabirlere neden oluyordu. Oldukça natürel olarak, bu cins yerlere yakın yaşayan insanlar, kabirden gelen hastalıkların dağılması ile alakalı şikayette bulunmaya başladılar.
1763 senesinde, Louis XV tarafından başşehirde, tüm definelerin menedilmesiyle alakalı bir deklarasyon yayınlandı. Ancak kilise kabirlikte uyuyan ölüleri rahatsız etmek ve taşımak istemediğinden bu deklarasyona karşı çıktı. Sonuç olarak, hiçbir şey yapılmadı. Vaziyet 1780 senesine kadar devam etti. Olağandışı bir biçimde ilkbahar yağmuru Les Innocents çevresinde bir duvarın çökmesine neden oldu, bu da cesetlerin komşu bir mala dökülmesine neden oldu. Bu zaman zarfında, Fransız makamları harekete geçmeye zorlandı.
1786’da, daha önceki Tombe-Issoire ocakları kutlu görülüp kutsandılar ve Paris Catacombs’a Paris Yer altı Kabirliği dönüştürüldüler. Les Innocents’tan gelen tüm kemiklerin kabirliğe nakledilmeleri iki sene aldı. Sonraki on seneler süresince, ölülerin kemikleri, Paris etrafındaki kabirliklerden kaldırıldı. Ayrıca, yeni ölüleri kabirliğe gömmek, Fransız Devrimi’nden sonra başladı.

1859 senesinde sadece Georges-Eugène Haussmann tarafından Paris’in yenilenmesi sırasında kemiklerin son aktarımına gidildi ve iş sonunda 1860 senesinde bitirildi. Yedi sene sonra kabirler millete sarihti. Bu yer altı kabri toplamda 300 kmden oluşmaktadır.
Paris Catacombs bugün hala millete sarih olsa da, ulaşım bölgenin sadece minik bir kesimi ile hudutludur. Kabir katlarının öbür kısımlarına girmek 1955’deri bu yana menedilmiş bulunmaktadır.
Yeniden de, 1970’li ve 80’li seneler süresince katafomlar, Cataphiles olarak öğrenilen Parisli kentsel kaşifler tarafından yasa dışı olarak incelendi. Bazı alanlar restore edilmiş ve yaratıcı mekanlar olarak planlanmıştır. Misalin, bu yeraltı mağaralarından biri, dev bir sinema ekranı, projeksiyon aleti, birkaç film ve koltukla bitirilmiş saklı bir amfi tiyatroya dönüştürülmüştür. Komşu alan, bütün teşekküllü bir bar ve bir lokanta haline getirildi, bu sayede, anfitiyatro alıcıları bir atıştırmalık veya bir yemek sipariş edebilmektedir.

Her hafta takribî 300 Cataphiles’ın kabirliğe saklı girişlerle girdiği varsayım edilmektedir. Bununla beraber, Cataphiles’lar ve turistler genellikle pek güzel karşılanmamaktadır.
18. asırda bir kireç taşı ocağı başlangıcından ölülerin gömülmesine kadar olan kullanımı ve bugün oynadığı rol sayesinde Paris yer altı kabirliği, şehrin ehemmiyetli bir özelliğidir.

Portekiz/ Quinta da Regaleira, Sintra,
Şövalyeler ve saklı masonik simgelerle dolu müthiş bir yapı topluluğu: Quinta da Regaleira, Sintra

Quinta da Regaleira, Sintra kasabasında yer alan süsleyici bir 20. asır evidir. Büyük konut beş kata ufalanmıştır ve ziynetli bir gotik cepheye sahiptir, ancak hakikat cazibe, büyüleyici arka bahçeler ile arka tasarıda uyumaktadır. Quinta da Regaleira’nın bahçeleri, saklı tüneller ve saklanmış sembolizmle, daha önceki bilgelikleri temsil etmek üzere planlanmıştır.

Tarihçe: 1697 ve 1817 seneleri arasında muhtelif zamanlarda el değiştirdikten sonra, bu yapı, Quinta da Torre olarak anıldı. Porto’da, zengin bir tüccar olan Alfredo Allen’in kızı Baroness da Regaleira tarafından 1840’da satın alınan mülkiyet, saray konutu ve şapel ile şık bir yazlık evine dönüştürülmüş, ismi Quinta da Regaleira olarak değiştirilmiştir.

Hayal Gücümüzü Zorlayan Mekanlar1893’te Brezilya‘da bir miras biriktiren, muazzam bir kültür adamı olan António Augusto Carvalho Monteiro 1848-1920 tarafından sarih artırmada kazanılır. Ardından Monteiro, mal hudutlarının mevcut beşgen krokisini veren arazinin etrafındaki arazileri ilave etti. Carvalho Monteiro, yarıyılın “canlanma dini” Neo-Manueline mimarisinden derinden etkilenen Pena Sarayı’nın yapısal ve süsleyici eklektizminden ve Palacio do Buçaco’nun Neo-Manueline tarzından gelen sarayın ve şapelinin inşası için esin aldı. Peyzaj mimarı Luigi Manini 1848-1936 tarafından planlandı. Proje 1911’de bitirildi. Quinta da Regaleira Mart 1997’de Sintra Belediye Meclisi tarafından satın alındı ve o zamandan beri geniş bir koruma ve rehabilitasyon programına tabi yakalanmaktadır.
Harikulade bahçeleri, şapelleri ve mimarisiyle Quinta da Regaleira soluk kesen bir yapıt olmasının yanı gizeme içerisinde bulundurduğu ters kulesiyle, evet yanlış dinlemediniz, yukarıya değil alta doğru inen ters kulesiyle, insanları, sanki başka evrenlere götürmenin lafını veriyor.

Rakotzbrücke Devil’s Bridge/ İblis Köprüsü.

Kromlau’daki yemyeşil yapraklar arasında yer alan Almanya‘nın Kromlauer Parkı, altındaki sulara yansıdığında özellikle bir daire oluşturacak biçimde inşa edilmiş olan Rakotzbrücke ya da İblis Köprüsü. olarak öğrenilen ince, kemerli bir köprüdür.

1860’ta mahallî şehrin şövalyesi tarafından yaptırılan, Rakotzsee suları üzerinde uzanan ince kemer, barbarca muhtelif mahallî taşlarla inşa edilmiştir. Avrupa’da birbirine benzeyen pek çok riskli yapıda olduğu gibi, Rakotzbrücke, bu cins köprülerin İblis tarafından yapılmış olması gerektiğini akla getirdiğinden iblis köprüsü olarak tanınmıştır.

Hayal Gücümüzü Zorlayan MekanlarKöprü değişikleriyle olduğu gibi fani eller tarafından oluşturulurken, inşaatçılar köprü estetiği için çok uğraş vermişlerdir.
Rakotzbrücke’nin her iki ucuda, açısal olmamasına karşın natürel çıkıntılar gibi görünen ince kaya kıvrımlarıyla süslenmiştir. Buna ek olarak, köprünün parabol kısmı muhteşem bir çemberin yarısı olacak biçimde planlanmıştır, böylece bütün bir taş daire yanılsamayı yaratır.Bugün, köprü parktan hala izlenebilmektedir ancak onu gözetmek için tarihi köprüden geçiş menedilmiştir.

Su altı parkı- Green Lake- Avusturya

Etraftaki dağlardan kar eriyince her sene yaratılan sualtı parkı Green Lake-Avusturya.
Karst dağlarındaki karlar eriyince, lagün suyu, her sene 2000’den 4000 metrekareye çıkmaktadır. Göl bayağıda sadece bir metre derinliğindedir, ancak çözülme sonrasında 12 metreye kadar yükselir.
İlk bakışta, bir sualtı dünyasının derinliklerini keşfetmek üzere olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak daha dikkatli bakarsanız, suyun içinde, bir ağaç, bir köprü ve hatta bir park bankı göreceksiniz.
Reelinde bu olağanüstü görüntüler, etraftaki her şeyi içeren ve her yıl su basan bir Avusturya gölünden başka bir şey değildir.

Karlı Karst dağlarının arasında yer alan Avusturya, Tragoess’deki Yeşil Göl, yalnızca bir metre derinliğindedir. Senenin çoğunda, bu esrarengiz hoşluktaki alana giden ziyaretçiler, pitoresk lagün çevresini gezebilir ve su kenarı yakınında bulunan banklardan birinde oturarak sansasyonel manzarayı neşeyle izleyebilir, birkaç patikada gezer ve bir hayli minik köprüden birini geçebilirler. Ancak her sene kar eridiğinde, göl taşar ve onu çevreleyen her şey su altına alır. Su, ağaçları, patikaları, bankları ve köprüleri kaplar. Su seviyesi, 2.000 metrekareye kadar çıkar.Buraya gelen ve su altında kalan parkı, dalarak dolaşan insanlar: Su altında olduklarında sanki sihirli bir dünyada yüzüyormuş gibi sezdiklerini, ambiyansın harikulade olduğunu, yeşil çimen, çiçek, yollar, kayalar ve ağaçların üzerinden yüzmenin akla peri masallarını ziyaret ediyormuş görüşü getirdiğini söylemişlerdir.Dalış yalnızca ilkbaharda bir ay süresince olasıdır. Sene süresince gölün derinliği çok düşüktür. Ortak kanı ise şu: Görüntü olağanüstü hoş. Genellikle yalnızca tropikal denizlerde böyle su görürsünüz.

Hayal Gücümüzü Zorlayan MekanlarRhone ve Arve ırmakları: Birbirlerine karışmayan akarsular İsviçre.

Rhone, Avrupa’nın en büyük ırmaklarından biridir ve İsviçre’den doğar, güneydoğu Fransa’dan geçer., İsviçre’nin Cenevre kentindeki Rhone ve Arve ırmakları yan yana gider ama suları birbirine karışmaz.. Soldan giden akarsu yalnızca Lehman Gölü’nden çıkan Rhone’dur. Sağdan akan akarsu, Cenevre’nin batısındaki Rhone’a akmadan evvel Chamonix vadisinin çoğunlukla Mer de Glace bir hayli buzulundan su alan Arve’dir; burada çok daha yüksek seviyeli silt bir çeşit kumkazanç ve iki akarsu arasında sansasyonel bir kontrast oluşturur, böylece sular birbirlerine karışmaz.

Yıldız denizi-Vaadhoo Adası Maldivler.

Gece olduğunda sahilin ve denizin pırıl pırl parladığını düşünün. Deniz,dalgalar ve ayışığı altında ne muazzam bir görüntü olur değil mi? Ama bu yalnızca bir fantezi değil gerçek. Maldivlerde, Vaadhoo Adasına gittiğinizde göreceğiniz fevkalade bir manzara.
Maldiv sahilinin sürrealist görünüşü, reelinde, Lingulodinium polyedrum olarak adlandırılan, biyolojik olarak parlak bir fitoplankton nedeniyle oluşmaktadır.Minik organizmalar gece olunca ışık saçarlar ve böylece masal diyarını hatırlayan pırıl pırıl parlayan görüntüler oluşur.Bu mucizevi adanın parıldayan sahili, Life Of Pi Pi’nin hayatı isimli filmin namlı rejisörü Ang Lee tarafından, aynı isimli filmde kullanılmıştır. Rejisör özellikle, filmin kahramanını aydınlatmak için fitoplankton kullanmıştır. Bu usluca tercih, ona Oscar’a giden yolda takviyeci olmuştur.

Dev Kristal Mağara- Meksika

Bir süper kahramanın kalesine benzese de ve içeri girmek neredeyse güç olsa da, bu kendini işine adamış tahlilcileri, Meksika’nın ölümcül ve riskli dev kristal mağarasına girmekten alıkoyamamıştır.Buz soğutmalı giysilerle donatılmış takımlar, biyolojik sırlar keşfetti ve ender kristal yaradılışlarıyla kaplı keşfedilmemiş bir mağarada “Buz Sarayı” da bulundu. Kompleksin parçaları yakında natürel, batık olarak bülten edilebilir.
Bin metre yer altındaki Mağara Kristalleri, yalnızca Chihuahuan Çölü’ndeki Naica dağında bulunan mağaralardan biridir. Kompleksin çoğu mağaralarda gümüş, çinko, mermi ve öbür minerallerin madenciliğini basitleştiren endüstriyel pompalar için değil, natürel olarak kavurucu suyla doludur.
İki katlı, futbol sahası ebadındaki, Dev kristal mağara, dünyanın en büyük dikey, kristallerinden biri olan muazzam alçıtaşı kirişleri, tavan, taban ve duvarlardan rastgele bir biçimde görülebilmektedir. Kristaller, besbelli, geometrik görünüşüyle atletik, natürel bir hoşluk sergilemektedir.Bu mücevher eşi görüntü, dev kristalleri gerçekten eşsiz kılmaktadır. Bu mağara keşfedilmeden evvel, bilim insanları, bu denli, morfolojik olarak muhteşem kristallerin elde edilmesinin muhtemel olmadığını düşündüklerini beyan etmişlerdir.

Yarı şeffaf kolonlar ayrıca dev buz kolonlarına benzemekle beraber, yer altı magma odalarından sızan fazla ısıtılmış hava ile ısınmaktadır. Mağaranın içinde yüzde 90 nem ve 118 derece Fahrenheit 48 derece santigrat sıcaklık kombinasyonu, hazırlanmamış, özel giysiler giymemiş bir insanı yalnızca 30 dakika içinde öldürebilir.

Hayal Gücümüzü Zorlayan MekanlarVinicunca Gökkuşağı Dağı- Peru

Peru And Dağları’nın Ausangate dağlık bölgesindeki dorukları tamamıyla renklidir: Kimileri terra cotta, bazı lavanta, öbürleri canlı bir turkuazdır. Yükseklik ve yalıtımın ummana yakın olması sebebiyle bölgenin tortusu ve atmosferi tarafından renklendirilmektedir. Ancak hiçbiri Rainbow Dağı/ Gökkuşağı Dağı olarak da öğrenilen Vinicunca kadar inanılmaz özelliklere sahip değildir.

Tüm sansasyonel renkleri için Rainbow Dağı bulmak basit iş sayılmaz. Burası, dağ sıralamasında derin bir konuma sahiptir ve son derece deneyimli kılavuzlarla en akılda gezginler dahi onu bulmakta eforluk sürüklemekte, en kısa zamanda tepesine erişmek için altı gün yürüyüş gerekmektedir.

Yonaguni Abideyi

Yonaguni Jima, Japonya‘nın Ryukyu takımadalarının güney ucunun yakınında, Tayvan’ın doğu kıyısından 75 mil 120 km uzakta bulunan bir ismedir
Bütün anlamıyla “Yonaguni Adası Denizaltı Topografyası” olarak çeviri edilen Yonaguni-jima Kaitei Chikei, Japonya’nın Ryukyu Adaları kıyılarındaki sualtında bulunan sırlı bir yerdir.
Büyük sualtı kaya yaradılışının 10,000 seneden fazla var olduğu varsayım edilmektedir, ancak yaradılışın tamamen insan üretimi, tamamen natürel ya da insan eliyle değiştirilmiş olup olmadığı hâlâ münakaşaya sarih bir mevzudur.

Abide, ilk kere 1986 senesinde, çekiç başlı köpek balıklarını izlemek için iyi bir yer arayan bir dalgıç tarafından keşfedildi. Bulunduktan sonra, Ryukyu Üniversitesi’nden bir deniz jeologu olan Masaaki Kimura, takribî on sene süresince abideyi inceledi. Kimura, arazinin suyun üstündeyken binlerce sene evvel oyulmuş olduğunu düşünmektedir. Kimura’ya göre Yonaguni’nin çok rakamda bulunan dik açıları, stratejik olarak yerleştirilmiş delikleri ve estetik üçgenleri, onun insan yapıtı olabileceğinin işaretleridir. Ayrıca, Kaida’nın senaryosunu hatırlayan oymaların abidelerde olduğunu iddia etmektedir. Yapıda bir piramit, kaleler, yollar, abideler ve bir stadyumun var olduğuna inanılmaktadır. Bu yapıtın kayıp kıta Atlantise bedel bir enkaz olduğu düşünülmektedir.
Kayıp uygarlıklar kuramları ile olduğu gibi, Kimura da inançlarıyla alakalı görüşlerde bulunmuştur. Boston Üniversitesi profesörü Robert Schoch, bölgede dalış yapmış ve formasyonun, “yapı süresince kırılma meyli gösteren kumtaşları için esas jeoloji ve olağan stratigrafi” olduğunu açıklamıştır ve özellikle , bu yapının yaradılışında, çok rakamda fay ve tektonik etkinlik bulunduğunu kaydolmuştur.

Hayal Gücümüzü Zorlayan MekanlarKumtaşı yapıları tipik olarak katı formasyonlara dönüşür ve görünen yapı saklı bir kaya kütlesi ile iletişimli olduğu için yapının tamamıyla insan üretimi olması mümkün değildir. Kayaçların kendine has biçimini jeoloji ve eforlu akımlar açıklayabilir, ancak orada bulunan, muhtemelen M.Ö. 2500 senelerine katlanan çanak çömlek, taş aletler ve şömineleri açıklayamazlar. Bununla beraber, öğeler yalnızca bölgenin bir zamanlar mesken gördüğünü ve abidenin natürel bir jeolojik yaradılıştan başka bir şey olmadığını belirtmemiştir.

Yonaguni, 20 milyon sene evveline katlanan kumtaşı ve çamurtaşından müteşekkildir. Hem Japon Hükümetinin Kültür İşleri Ajansı hem de Okinawa Bölgesi Hükümeti, Yonaguni’yi tarihi bir kültür bölgesi olarak henüz tanımamış olsalar da gerçekten mistik yapısı ve suyun derinliklerinde olmasıyla insanları cezbetmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ