Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Göz ve Görme Duyusu

  • 04 Mayıs 2021
  • Göz ve Görme Duyusu için yorumlar kapalı
  • 75 kez görüntülendi.

Işığa duyarlı yapılar, çok rakamda nebat ve hayvanda birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Elektromagnetik ışınımın düşük enerjili radyo dalgalarından yüksek-enerjili gamma ışınlarına kadar değişen bir hayli formu olmasına rağmen, yalnızca orta uzunlukta dalga boyu olanlar hem görme, ve fotosentez için hem fitokromları dönüştürme için yeterli enerjiye, hem de dokulara hasar verecek kadar fazla olmayan enerjiye sahiptir. […]

Göz ve Görme Duyusu Işığa duyarlı yapılar, çok rakamda nebat ve hayvanda birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmıştır. Elektromagnetik ışınımın düşük enerjili radyo dalgalarından yüksek-enerjili gamma ışınlarına kadar değişen bir hayli formu olmasına rağmen, yalnızca orta uzunlukta dalga boyu olanlar hem görme, ve fotosentez için hem fitokromları dönüştürme için yeterli enerjiye, hem de dokulara hasar verecek kadar fazla olmayan enerjiye sahiptir. Bu, birbirinden değişik, çok muhtelif organizmanın etrafları hakkında bilgi toplamada kullandığı, dalga boylarının oranla dar bir bandıdır; ve biz elektromagnetik ışınım spektrumun bu bölgesini, ışık olarak adlandırırız.

Hayvanların Işık Almaçları

Göz ve Görme Duyusu
Hemen hemen hayvanların hepsi ışığa karşı cevap verir. Bazı birhücreli hayvanlar dahi, ışık şiddetindeki farklılıklara karşı, acilen tepkin gösterir ve çoğunlukla ya azıcık daha aydınlık alana doğru hareket ederler ya da aydınlık alandan uzaklaşırlar. Bu organizmalar, ışığa maruz kalındığında kimyevi olarak farklılık geçiren bir pigment kapsayan, özelleşmiş bir bölgeye sahiptirler. Bir Hayli hayvanda yaygın olarak bulunan ışığa duyarlı pigment, bir protein olup üzerine bir karotenoyit molekül bağlanınıştır. Karotenoyitler, nebatlardaki sarı ya da turuncu ışığa duyarlı pigmentlerdir. Bu madde yalnız nebatlar tarafından birleşimlendiğinden, hayvanlar karotenoyit bileşikleri, perhizlerinde, vitamin vitamin A olarak elde etmelidirler.
Birhücreli hayvanlardaki gibi, bir hayli omurgasız hayvanın ışık almaçları, alışılmış anlamda göz olarak işlev görmez. Bu çok kolay almaçların kimileri genel ışık şiddetini idrak etmekten başka bir iş yapmaz; onlar, görüntü oluşturmazlar. Planaryada ışık almaçları, çukur göz ismi verilen kase biçimindeki bir uzvun içinde dizilmişlerdir; göz çukurunun opak kenarı tarafından yaratılan gölge, ışık kaynağının yüksekliğini ve bütün güzergahını tanımlar. Bununla beraber çukur göz, görüntü alana getirmez. Bu gözler yalnızca, emin bir doğrultudan gelen ışığın varlığını ya da yokluğunu kaydolur.

Bileşik Gözler

Böyle kolay bir yaradılıştan, çoğu hayvana dünyadaki nesnelerin görüntüsünü idrak edebilme mahareti kazandıran, ehemmiyetli derecede daha karışık iki yapı ortaya çıkmıştır. Bunlar, bileşik gözler ve kamera tipi gözlerdir. Bileşik gözler, temel olarak her biri ommatidium ismi verilen, farklılığa uğrayarak tüp biçimini almış ve gizemeler halinde tertip edilmiş çok ufak göz çukurlarını kullanırlar; ommatidiyumların herbiri birbirinden hafif değişik güzergahlara yönelmiştir.
Herbir ommatidiyumun kristal konisi ve merceğinden geçen ışık, retikular hücreler olarak öğrenilen ve toplanarak diziler 7-9 adet ince uzun almaç hücresinin üzerine odaklanır. Rhabdomer ismi verilen özel bir alan, bu hücrelerin her birinin tüm uzunluğu süresince uzanır. Ommatidiyumun merkezi dingilinde yer alan tüm rabdomerler, birleştikleri yerde rhabdomu alana getirirler.
Rhabdomerler, ışığa duyarlı pigmentlerin dağıldığı mikrovillus tabakasma sahiptir. İçerisinden ışık geçecek çok rakamda katmanın bulunması sebebiyle bileşik gözler, daha sonra araştıracağımız kamera tipi gözlere göre foton absorblama bakımından daha faaldirler.
Bileşik gözleri olan bir hayli cinste fertsel rabdomerler, spektrumun emin kısımlarından gelen ışığı maksimum olarak absorblayan ve onun için daha duyarlı pigmentlere sahiptir. Misalin, balarılarında, herbir ommatidiyumun hücrelerinde üç pigment vardır: İki hücre yeşil ışığı en tesirli bir biçimde absorblayan pigmente, iki hücre temel olarak mavi ışığı absorblayan pigmente sahiptir. Üçü ultraviyoleye UV en iyi cevap veren pigmente ve son ikisi ya yeşili şayet ommatidiyum gözün ventral yarısında ise, burada göz çoğunlukla vejetasyonu görecetir ya da UV’yi şayet gözün dorsal yarısında ise, olağan olarak göz semana bakacaktır absorblayan pigmente sahiptir. Sırasıyla yeşile, maviye ve UV ışığına ayarlanmış olan bu üç pigmentin değişik duyarlılıkta olmaları, çoğu böcekteki renkli görme vakasının temelini oluşturur.
Işığı absorblamada çok aktif olmasının yanı gizeme bileşik gözler, miniktir ve hafıftirler; bu gidişat uçan böcekler için ehemmiyetlidir. Ayrıca, çoğu bileşik göz eklembacaklılara, bizim gözlerimiz için çok süratli olan hareketlerin detayını görme mahareti kazandırır. Aynı zamanda bileşik gözler kesin bir sınırlamaya sahiptirler: bir böcek beyni tarafından üretilen fotoğraf büyük bir ihtimalle kâinattaki bir nesnenin, hudutları çizilmiş fotoğrafından ziyade taneciklerin oluşturduğu bir mozayiktir ve bizim görüş alanımızdaki nesnelerin netliğinde olmaktan çok uzaktır.

Kamera Gözler

Göz ve Görme Duyusu
Sırasıyla, omurgalılar ve bazı yumuşakçalar tarafından görüntü oluşturmak üzere kullanılan, iki tip kamera göz vardır. İki göz tipinden daha ender tesadüfüleni, odacıklı kabuğa sahip nautilus gibi organizmaların iğnedeliği gözüdür. İğnedeliği gözü, ufak bir delikle yüzeye açılan kolay bir çukur gözdür. Dışarıdan gelen ışık delikten geçer ve arkada dizilmiş olan almaç hücrelerinin ağ tabaka üzerine düşer. Çok az ışığın geçebilmesi büyük bir dezavantajdır; şayet daha fazla ışık almak için delik geniş olmuş olsaydı, görüntü flu olacaktı.
Öteki taraftan mercekli göz ışığın geçmesi için çok daha büyük sarihliğe sahiptir; zira mercek, görüntüyü ağ tabaka üzerine odaklamaktadır. Bununla beraber, bu daha detaylı yaklaşımın hiç problemi yok değildir. İğne deliği gözünden değişik olarak mercekli göz, rastgele bir zamanda yalnızca emin mesafedeki bir nesneyi odaklayabilir. Memeliler, bazı kuşlar ve sürüngenler göz merceklerinin şeklini değiştiren ve böylece odaklama yapabilen adalelere sahiptir; oysa balıklar, iki hayatlılar ve öteki sürüngenler reel bir resim cihazında olduğu gibi tüm merceği hareket ettirerek, ağ tabakaya yanaştırmak ya da uzaklaştırmak suretiyle odaklama yaparlar. Kuşlar aynı zamanda, şeffaf bir yapı olan ve ışığın merceğe erişmesi için geçmesi biçimini de değiştirebilirler. Ayrıca, ağ tabaka ve merceğin birbirine karşı konumları bütün ve doğru olmak zorundadır: şayet ağ tabaka merceğe çok yakınsa, hayvan yakındaki nesneleri görmekte güçlük sürükleyecektir başka bir deyişle, hipermetrop olacaktır; öteki taraftan şayet ağ tabaka mercekten çok uzakta ise, uzaktaki nesneler ağ tabaka üzerine odaklanamayacaktır hayvan, miyop olacaktır.
Bunlara ek olarak, merceğin kendisindeki kumpassızlıklar astigmatizmin ortaya çıkmasına neden olabilir ve bu gidişatta mercekten aynı uzaklıkta; fakat görüş alanının değişik yerlerinde bulunan nesnelerin görüntüsü, değişik uzaklıklarda odaklanabilir. Bir Hayli hayvan için kamera gözün dezavantajı, onun kapladığı hacimdir: bir balarısının bileşik gözünün sağladığı görüntü netliğini yeterince sağlayacak olan bir kamera göz, bal arısının kendi ağırlığında daha fazla olacaktır.

İnsan Gözü

Göz ve Görme Duyusu
Ergin bir insanın gözü, küre biçiminde merceği olan bir göz olup çapı takribî 2,5 cm.’dir. Göz, sclera ismi verilen dayanıklı; fakat elastik bir bağ doku kılıfı ile çevrelenmiştir. Skleranın ön kısmı transparan olup oldukça güçlü bir biçimde kıvrıktır ve kornea ismini alır. Kornea, gözün ışık odaklama sisteminde ilk personel olarak işlev görür. Skleranın hemen iç tarafından choroid ismi verilen ve içinde çok rakamda kan damarının uzandığı koyu pigmentli doku taba adaleyi yer alır. Koroyit, hem gözün geri kalan kısımlarına kan sağlayan yapı olarak ve hem de resim cihazların siyah iç yüzeyi gibi ışığı absorblayarak ışığın içerden yansımasını önleyip görüntünün flulaşmasına izin vermeyen bir katman olarak işlev görmesi bakımından ehemmiyetlidir ve göze dış kenardan gelen ışık, koroyit sayesinde merceği girmez. Buna ters olarak, gececil hayvanlarda koroyit katman, genellikle çok fazla yansıtıcı olan bir katmandır. Bu tertip edilme, görüntüdeki netliği indirgemesine rağmen absorblanmamış ışığı geriye reseptörlerin oluşturduğu katmana yollayarak başka bir almacın çalışmasını sağlar. Bu ayna eşi katman, kedilerin gözlerinin karanlıkta akkor ateş gibi görünmesinden mesuldür. Sklera ve korneanın birleşme yerinin hemen gerisinde koroyit azıcık daha kalınlaşır ve kendi içerisine defineli düz adaleler kapsar; koroyitin bu kısmına silli cisim ismi verilir. Silli cismin önünde, koroyit, göz küresinin yüzeyinden ufalayarak göz boşluğu içine doğru uzanır ve iris ismi verilen pigmentli bir doku halkası oluşturur. İris, hem millete biçiminde hem de ışınsal olarak dizilmiş düz adaleler kapsar. Millete adalelerin hücreleri kasıldığında irisin merkezindeki sarihlik göz bebeği olarak öğrenilen pupil küçülür; ışınsal adaleler kasıldığında göz bebeği genişler. Böylece iris, resim aygıtlarındaki diyaframın mercek deliğini hakimiyetinde yaptığı işe eş biçimde, göze girecek ışık ölçüsünü ayarlar.
Işığı odaklama sisteminin ikinci personeli olarak işlev gören mercek, göz bebeğinin hemen gerisinde silli cisme tutunmuş olarak bulunan askı ligamentleri ile askıya alınmıştır. Merceğin şekli, buraya bağlanmış bir gizeme oldukça ufak adalenin uyguladığı gerilimle hakimiyet edilir. Merceğin elastikliği yaşla beraber eksilir; 50 yaşına yanaşmış fertlerin çoğu yakındaki nesneleri artık odaklayamazlar ve ya gözlüğe lüzum dinlerler ya da çift odaklı görürler. Mercek ve merceğin askı ligamentleri, göz küresi boşluğunu iki odacığa ayrılan Kornea ve mercek arasındaki odacık aqueous humor ismi verilen sulu bir akışkan ile doludur. Merceğin gerisinde yer alan odacık vitreous humor ismi verilen jelatinimsi bir madde ile doludur.
Almaç hücrelerini kapsayan ağ tabaka, koroyidin iç yüzeyini örten ince bir dokudur. Birkaç hücre katmanından oluşmuştur: almaç hücreleri, duyu nöronları ve internöronlar. Almaçlar çubuk ve koni olmak üzere iki tiptir. Çubuk hücreleri ağ tabakanın etrafına doğru daha yoğun olarak bulunurlar ve ışığa karşı fazla derecede duyarlılık gösterirler. Bu hücreler mum ışığında bize görme mahareti kazandırırlar; fakat renksiz ve fazla net olmayan görüntü alana getirirler.
Parlak aşık altında renkli görmek için özelleşmiş olan koni hücreleri ağ tabakanın özellikle merkezi kısmında daha yoğundurlar. Bu alan fovea olarak öğrenilir. Almaçların foveada fazla ölçüde, yoğunlaşmış olması sebebiyle, görüş alanının merkezindeki bu ufak alanla en ince detayı göreöğreniriz.Göz ve Görme Duyusu
Ağ Tabakadaki çubuk ve koniler kısa duyu nöronları iki kutuplu hücreler ile, duyu nöronları da ağ tabakadaki gangliyon hücreleriyle sinaps yapar; gangliyon hücrelerinin aksonları bir demet biçiminde toplanarak beynin görme merkezine giden optik asabı oluşturur.
Daha sonra görecegimiz gibi, ağ tabakadaki nöronlar arasındaki iletişimler göze, suratlarca milyon reseptor hücreden alınarak optik asabın birkaç milyon aksonu ile beyine nakledilen bilgiyi, büyük miktarda değiştirebilme mahareti kazandırır. Çoğu omurgalı hayyanda bu uzantılı hücreler mercek ile reseptörler arasında yer alırlar. Optik asabın geçmesi için ağ tabakada âmâ nokta olarak öğrenilen epeyce büyük bir deliğin bulunması gerekir. Mürekkepbalıklarında, ahtapotlarda ve yılanlarda, bu uzantılı hücreler reseptörlerin gerisinde konumlanmıştır. Böyle bir tertip edilme görüş alanında rastgele bir âmâ nokta yaratmaz.

Çubuk ve Konilerin Işığa Duyarlılıkları

Hem çubuk hem de koniler ışığa duyarlı pigmentler kapsarlar. Çubuk hücrelerinde bulunan pigmentler, dış segmentteki yassılaşmış keseciklerin arasında konumlanmışlardır ve rhodopsin ismini alırlar. Rhodopsin, Vitamin A’nın bir türevi olan ve retinal ismi verilen bir prostetik gruba bağlanmış bir proteinden opsin alana gelmiştir. Bir ışık fotonu ile rhodopsin molekülüne çarpıldığı zaman, retinal hafif değişik bir izomerine dönüştürülür. Bu mutasyon tamamı ile ışıkla yürütülür, rastgele bir enzime lüzum dinlenmez. Retinalin izomerizasyonu, proteinde yapısal farklılıklara yol açar; bu farklılıklar komşu çeper proteinini etkinliğe sevk eder. Transductin ismi verilen bu ikinci protein, fosfodiesteraz inhibisyonunu ortadan kaldıran altbirimi civara verir. Fosfodiesteraz enzimi siklik GMP yi nonsiklik forma dönüştürür. cGMP, sodyum kanallarının kapanmasına ve bununla irtibatlı olarakta çeper potansiyelinin çoğalmasına neden olur. Karanlıkta, retinal, işlevsel rhodopsini alana getiren orijinal izomere tekerrür dönüştürülür.
Konilerin görme mekanizması çok daha karışıktır. Herbiri değişik pigment kapsayan üç sınıf koni hücresi vardır. İnsandaki üç görme pigmenti de prostetik grup olarak ağ tabakala sahiptir ve bu üç pigmentin hepsi geniş bir alanda yer alan dalga boyundaki ışıkları absorblarlar. Bununla beraber onların bünyelerindeki proteinler birbirinden kısmen değişiklik gösterir ve netice olarak, her bir pigment için ışık dalga boyu alanı, spektrumun değişik kısmı üzerinde merkezileşmektedir.
Bu üç pigmentin, özellikle yeşili absorblayan ve kırmızıya absorblayan pigmentlerin absorbsiyon çarpıkları üst üste bindiği halde bizim renkleri çok iyi bir biçimde ayırt edebilmemiz esrarengiz görünebilir. Misalin, yeşili absorblayan koni hücreleri, turuncuya, yeşile, mavi-yeşile hatta mavi ışığa cevap verebilir ve yeşilin içerisinde “kırmızı ” çarpık gerçektende pik çizebilir. Bizim şuurlu olarak farkına vardığımız ince renk ayrımlarını elde etmek için, asap sistemi, çiftler halinde konilerden gelen bilgilerdeki değişikliklerin karşılaştırmasını yapar. Biz, renkli görmenin insan için uyarlanan formuna öylesine fazla alıştırılmış gidişattayız ki bizim gördüğümüz renklerin her nasılsa “doğru” olduğunu zannetme yoluna gideriz ve öteki hayvanlarında dünyayı bizim gördüğümüz biçimde görmeleri gerekir diye kabul ederiz. Bununla beraber, insan ve öteki primatlar, memeliler arasında renkli görme özelliği iyi gelişmiş ender gruplardır. Çoğu memeli cinsi, dünyayı grinin muhtelif tonları biçiminde görür. Buna ters olarak, kuşların hemen hemen hepsi, bir hayli balık ve sürüngen renkli görme özelliğine sahiptirler ve kimileri ultraviyole UV sahasındaki ışığı dahi tespit etebilirler.
Bununla beraber, bu renge-duyarlı omurgalıların kimileri yalnızca iki çeşit koni hücresine sahiptirler. Misalin, bazı balık cinsleri, yalnız yeşil ve mavi pigmentlere sahiptir. Kuşlarda ve sürüngenlerde renge duyarlılık, çoğunlukla, filtre etme yoluyla azıcık daha karışıklaşmıştır. Mercek ve pigmentler arasında duran renkli yağ damlaları, spektrumun yalnız bir kısmını süzerek reseptör hücrelere erişimini sağlar.
Daha evvel gördüğümüz gibi eklembacaklılar genellikle renkli görme özelliğine sahiptirler. Bununla beraber, çoğu, bizimle aynı renkleri görme özelliğine sahip değildir. Misalin, balarıları kırmızıyı göremezler; fakat UV’ye karşı duyarlıdırlar ve spektrumun bu bölgesini, yer ve doğrultu tespitinde kullanırlar. Böylece hayvanlar, oldukça muhtelif ve seçici renk idrak etme özelliğine sahiptirler. Her bir cins kendi dünyasında verimli olan renkleri görür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ