Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Canlıların Yapısındaki Organik Bileşikler

  • 23 Nisan 2021
  • Canlıların Yapısındaki Organik Bileşikler için yorumlar kapalı
  • 81 kez görüntülendi.

Canlılar hücre denilen ünitelerden oluşur. Bazı canlılar tek hücrelidir. Tüm hücrelerde organik ve inorganik bileşikler bulunur. Her bir bileşiğin vazifeyi değişiktir. Yapısında karbon, oksijen ve hidrojen bulunan organik bileşikler ototrof üretici canlılar nebatlar, algler tarafından birleşimlenir. Organik bileşiklerin birleşimlenmesi sırasında tabiattaki inorganik bileşikler CO2, H2O gibi tüketilir. Organik bileşikler şunlardır: *Karbonhidratlar *Proteinler *Yağlar lipitler […]

Canlılar hücre denilen ünitelerden oluşur. Bazı canlılar tek hücrelidir. Tüm hücrelerde organik ve inorganik bileşikler bulunur. Her bir bileşiğin vazifeyi değişiktir. Yapısında karbon, oksijen ve hidrojen bulunan organik bileşikler ototrof üretici canlılar nebatlar, algler tarafından birleşimlenir. Organik bileşiklerin birleşimlenmesi sırasında tabiattaki inorganik bileşikler CO2, H2O gibi tüketilir.Canlıların Yapısındaki Organik Bileşikler

Organik bileşikler şunlardır:
*Karbonhidratlar
*Proteinler
*Yağlar lipitler
*Vitaminler
*Nükleik asitler
*ATP
*Enzimler
*Hormonlar

Organik bileşikler, karbonhidrat, protein, yağ gibi yapılarında esas element olarak hidrojen H, oksijenO ve özellikle karbonC kapsayan bileşiklerdir. Bazılarının yapısında karbon iskeletine bağlı olarak azotN, kükürt S ve fosforP bulunabilir. Canlı organizmalarda bulunan organik bileşiklerin kimileri enerji verici, kimileri yapıcı onarıcı, kimileri de tertip edici ve idareyici olarak misyon alır.

Enerji verenler organik bileşikler öncelik veya kullanım sırasına göre
Karbonhidratlar > Lipitler yağlar > Proteinler

Bu bileşikler enerji bereketi bakımından şu biçimde sıralanır:
Yağlar lipitler > Proteinler>Karbonhidratlar

*1 gram yağ yandığında 9,2 Kcal
1 gram protein yandığında 4,3 Kcal
1 gram karbonhidrat yandığında ise 4,2 Kcal’lik enerji sarihe çıkar.

Not: Yağların ötekilerinden daha fazla enerji vermesinin nedeni daha fazla hidrojene sahip olmalarıdır. Buna karşın enerji emelli kullanımda ikinci sırada yer almasının nedeni ise daha az oksijen bulundurdukları için güç dağılınmalarıdır.

Yapıcı onarıcı organik bileşikler öncelik veya kullanım sırasına göre
Proteinler > Lipitler yağlar > Karbonhidratlar

İnsan beyninde yapıya katılma sıraları ise alttaki gibidir:
Yağlarlipitler > Proteinler> Karbonhidratlar

İdareyici organik bileşiklerCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler
Nükleik asitler DNA ve RNA’dir.

Tertip Edici organik bileşikler
Hormonlar, vitaminler, proteinler, enzimler ve lipitlerdir.

Karbonhidratlar, lipitler, proteinler ve nükleik asitler gibi organik moleküllerin en minik ve anlamlı yapısal ünitelerine monomer ismi verilir. Birçok monomerin birbiri arkasınca bağlanmasıyla polimer ismi verilen daha büyük yapıda organik moleküller oluşur.

KARBONHİDRATLAR
Bcerahatçi dereceli enerji verici organik bileşiklerdir. Az da olsa yağlara veya proteinlere bağlanarak hücre çeperinin, nebatlardaki hücre zarının yapısına da katılırlar. Karbonhidratlar üç gruba böler.

AMonosakkaritlerTek ya da kolay şekerler

Karbonhidratların yapı üniteleri olan monosakkaritler fotosentez ya da kemosentez hadisesiyle üretilir. Suda çözünebilir ve hazmedilmeden hücre çeperinden geçebilirler. Glikozit bağı kapsamazlar. Hücrelerde oksijenli solunum ya da fermantasyon aracılığıyla imhaya uğratılarak enerjiye dönüştürülür.
Monosakkaritler 3,4, 5 ya da 6 karbonlu olabilir.
*PGAL Fosfogliseraldehit ve Pirüvik asit 3 karbonlu trioz şekerlerdir.
*DNA yapısındaki deoksiriboz, RNA, NAD, FAD ve ATP tapısındaki riboz şekerleri 5 karbonlu pentoz şekerlerdir. Bu şekerler enerji elde etmek için kullanılmaz.
*Glikoz, fruktoz ve galaktoz 6 karbonlu heksoz şekerlerdir. Bu şekerlerin kapalı yöntemi C6H12O6 olup birbirinin izomeridir ve hücrelerin osmotik tazyikini dengeler.

Glukoz üzüm, incir ve bal gibi yiyeceklerde bulunur. İnsan kanında bulunan monosakkarit glikozdur. Glukoz nebatlar tarafından fotosentezle üretilir. Hayvanlar ve insanlar gıdalarla hazır olarak alır. Alınan fazla glukozlar yağa dönüştürülerek kilo almaya neden olur. Glukoz disakkaritlerin ve poisakkaritlerin yapısına da katılan bir kolay şekerdir. Hücre çeperinin yapısına proteinlerle birleşmiş halde glikoprotein ya da lipitlerle birleşmiş halde glikolipit katılabilir.
Fruktoz meyve şekeridir. Bitkiler tarafından üretilir. En tatlı şeker fruktozdur. İnsanlar ve hayvanların karaciğerinde glukoza dönüştürülerek kana karışır.
Galaktoz süt şekeri memeli hayvan hücreleri tarafından üretilip sütün yapısında bulunsa da bazı nebatların reçinelerinde ve şeker pancarında da bulunur. Besinlerle alındıktan sonra glukoz şekerleri galaktoza dönüşür.

Heksozların hücre çeperinden difüzyonla geçme süratleri alttaki gibidir:
Galaktoz> Glukoz> Fruktoz

BDisakkaritler çift şekerlerCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler

Disakkaritler Çift şekerler iki tane monosakkaritin birleşmesiyle üretilir. Bu arada glikozit bağı oluşur ve bir adet su molekülü sarihe çıkar. Buna dehidrasyon birleşimi denir. Disakkaritler hazmedilmeden hücre çeperinden geçemez ve kana karışamaz.

Canlılarda bulunan çift şekerler şunlardır:
*Maltoz arpa şekeri
Glukoz + Glukoz —-> Maltoz + Su

*Sakkaroz veya sükroz çay şekeri
Şeker kamışı ve şeker pancarında bulunan bu şeker glukoz ve fruktozun birleşmesiyle birleşimlenir.
Glukoz + Fruktoz —-> Sakkaroz

*Laktoz süt şekeri
Memeli hayvanların sütünde bulunan bir çift şekerdir. Glukoz ve galaktozun dehidrsayon birleşimiyle oluşur.
Glkoz + Galaktoz —-> Laktoz

CPolisakkaritler Kompleks şekerlerCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler
Birçok glukoz şekerinin dehidrasyonuyla oluşan büyük moleküllerdir.
nGlukoz monomer —-> Polisakkarit polimer + n–1 su
Vaka bir polimerleşmedir ve oluşan su rakamıyla glikozit bağı rakamı denktir. Hücre çeperinden geçemeyecek büyüklükte olduklarından hazmedilmeleri gerekir. İmhaları ya da sindirimleri hidroliz su katılıp enzimler dayanağıyla bölünme ile gerçekleşir.

Canlı hayatındaki ehemmiyetli polisakkaritler şunlardır:
*Yapısal polisakkaritler: Bitki hücrelerinin zarında yer alan selüloz ile eklembacaklı canlıların örümcek, böcek ve ıstakoz, karides, yengeç gibi kabukluların dış iskeletinde ve mantarların hücre zarında yer alan kitin yapısal polisakkaritlerdir.

Selüloz: Bitki hücrelerinin zar yapısında bulunur ve dayanıklılık verir. Suda çözünmeyen selüloz dallanmış bir yapıya sahip değildir. İnsan ve hayvanlar selüloz hazmedici enzimlere sahip olmadığından gıdalarla alınan selülozu hazmedemez. Sağlıklı perhizlerde yer alması gereken selüloz bağırsaklardan mukus salgılanmasını, dolayısıyla hareketlerini artırır ve kabızlığı önler.
Not: Otla beslenen hayvanlar ve termit gibi böcekler sindirim sistemlerinde bulunan bazı mikroorganizmalar sayesinde selülozu ufalayarak yararlanır.

Kitin:
Yapısında N azot bulunduran bir polisakkarittir. Selülozda olduğu gibi çok rakamda glukozun polimerleşmesiyle oluşur. Suda çözünemez, kalsiyum karbonatla birleşerek böceklerde sert bir kabuk oluşturur. Kitinaz enzimine sahip olan canlılar mantar, bakteri ve bazı nebatlar kitini hazmedebilir ancak insanların sindirim sisteminde bu enzim yoktur.
Not: Elastik ve sağlam bir yapıya sahip olan saf kitin operasyon ipi olarak kullanılır. Bu tip dikişlerin sonradan alınmasına gerek yoktur zira ipler yara iyileşirken kendiliğindene erir.

*Ambar polisakkaritler: Hayvansal hücrelerde depolanan glikojen ile nebatsal hücrelerde depolanan nişasta bu grupta yer alır.Canlıların Yapısındaki Organik Bileşikler

Glikojen: Çok rakamda glikozun birleşmesi ile dehidrasyon oluşur. Fazla glukoz yalnızca hayvan hücrelerinde değil mantar, arke ve bakteri hücrelerinde de glikojen biçiminde depolanır.
n glukoz —-> Glikojen + n-1 su

Nişastaya oranla suda çözünürlüğü azıcık daha fazladır.Akademik kaynaklar glikojenlerin suda çözünmediğini belirtse de biyoloji suallerinde azıcık çözündüğü kabul edilir.
İnsanlarda yiyecekler aracılığıyla alınan glukozun aşırısı karaciğerde ve çizgili adalelerde glikojene çevrilerek depolanır. Kaslarda depolanan glikojen gerektiğinde yeniden glikoza çevrilerek adale hücrelerince harcanır. Karaciğerde depolanan glikojen ise gerek dinlendiğinde glukoza çevrilerek kana verilir, böylece kan şekeri düşükse yükseltilmiş ve hücrelerin enerji lüzumu karşılanmış olur.
Not: Glikojen bir polimer olduğundan kanda bulunmaz.

Nişasta: Fazla glukoz nebat hücrelerindeki lökoplastta nişastaya çevrilerek depolanır. Nişastaya nebatların kök, yaprak, tohum ve gövde gibi kısımlarında tesadüfülebilir. İnsan ve hayvanlar nişastayı nebatsal gıdalarla aldığında hidrolizle glukoza başka bir deyişle yapı ünitelerine ayırarak faydalanabilirler. Nişastanın suda çözünürlüğü çok azdır.
n Glukoz —-> Nişasta + n-1 su

Not: Glukoz suda çözündüğünden hücrenin osmotik tazyikini artırır. Ancak nişastanın suda fazla çözünmemesi nedeniyle glukozun nişastaya dönüştürülüp depolanması hücre içindeki osmotik tazyikin çoğalmasını maniler.

PROTEİNLER
Yapıcı onarıcı olarak misyon yapan ve DNA’dan verilen emirle birleşimlenen proteinler gerek dinlendiğinde enerji de verebilir. Yapısında C,H,O ve N azot bulunur. Bazıları kükürt ve fosfor da kapsayabilir. Proteinlerin yapı üniteyi amino asit denilen moleküllerdir. Amino asitler amino ve karboksil gruplarına sahip olduğu için amfoter özelliğe sahiptir. Proteinlerin yapısına katılan 20 çeşit amino asit vardır ve bu amino asitler arasındaki fark radikal gruplardan kaynaklanır. İnsanlarda amino asitlerin 8 çeşidi birleşimlenemez. Bunlara esas esansiyel amino asit denir ve gıdalarla hazır alınmalıdır.

Amino asitler birbirine bağlanırken bir amino asitin amino grubuyla bir sonraki amino asitin karboksil grubu arasında bir peptid bağı oluşur ve bir molekül su sarihe çıkar.

Amino asit + Amino asit —-> Dipeptit + su
Amino asit + Amino asit + Amino asit —->Tripeptit + 2 su
n Amino asit —-> Polipeptit Protein + n-1 su

Proteinler DNA hakimiyetinde birleşimlendiğinden canlıya hastır. Senteze katılan amino asitlerin rakamı, dizilişi ve çeşidi oluşan proteinlerin farklı olmasını sağlar. Amino asitlerin dizilişini genler hakimiyet eder. Yüksek sıcaklığa, tazyike ya da güçlü asitlere maruz kalma proteinlerin yapısını bozar, faalliklerini maniler. Bu gidişata denatürasyon ismi verilir.

Proteinlerin ehemmiyetiCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler
Canlılarda sihrime, büyüme, doku onarımı proteinler sayesine reelleşir. Proteinler kemik, kıkırdak, adale gibi dokuların da yapısına katılır, enzim ve hormon yapısına da katılarak tertip edici rol oynar. Kandaki eritrositlerin kırmızı kan hücrelerinin veya alyuvarların içinde bulunan ve oksijen taşıma misyonunu hakikatleştiren hemoglobinin, bedende bağışıklığı sağlayan antikorların yapısında da protein bulunur. Proteinlerin bir başka ehemmiyetli misyonu da hücre dışı ve hücre içi akışkanların pH balansını sağlamaktır. Bedene fazla alınan proteinler karbonhidrata ve yağa çevrilerek depolanır.

YAĞLARLİPİDLER
Yağlar ikinci dereceli enerji verici organik bileşiklerdir. İmhaları sırasında değişik organik bileşiklerden daha fazla enerji verirler. Bu arada sarihe çıkan metabolik su da fazladır. Hücre çeperi yapısında da bulunan yağların kimileri C,H ve O’dan başka N, S ve P da bulundurabilir. Yağlar suda çözünmeyip eter, içki, kloroform, benzen ve aseton gibi bazı organik çözücülerle çözünebilir. Yağlar faize hormonlarının ve D vitamininin yapısına da katılır. Yağda eriyen vitaminlerin emilmesine destekçi olan yağlar tenin alt kısmında depolanarak canlıları soğuğa karşı gözetir. Ayrıca bu biçimde depolanmış yağlar canlıları vurma, çarpma gibi darbelerden de gözetir. Besin olarak harcanan yağların mide içinde değişik besilere göre daha uzun kalmasından dolayı tok yakalama özelliği de vardır.

Not: Fazla harcanan yağlar kilo almaya, kalp ve damar sıhhatinin bozulmasına neden olur. Göçmen kuşların bedeninde ambar edilen yağlar hem hafif olması hem uçtukları müddet süresince enerji vermesi hem de solunumda kullanılırken metabolik su elde edilmesi sebebiyle seçim edilir. Kış uykusuna uyuyan hayvanlar da eş nedenlerden dolayı bedenlerinde yeterince yağ ambarlar.

Lipidler 3 grupta bir araya gelir.

*Trigliseritler nötral yağlar:
Azot bulundurmaz. Hayvanların bedeninde depolanan, tabiatta fazla tesadüfülen ve enerji veren yağ çeşididir. Trigliseritler 3 molekül yağ asidi ve 1 molekül gliserol gliserin’şan birleşmesiyle birleşimlenir. Bu arada 3 tane ester bağı oluşur ve 3 molekül su sarihe çıkar.esterleşme hadiseyi

3 Yağ asidi + 1 Gliserol —-> Nötral yağ + 3 su

Yağ asitlerinin bir kısmı omega 3, omega 6 bedende üretilemediğinden gıdalarla alınmalıdır. Bu yağ asitlerine esansiyel esas ya da gerekli yağ asitleri denir.
Bazı yağ asitleri doymuş, kimileri doymamış özelliktedir. Doymuş yağ asitlerinde çift bağ yoktur, bu yağ asitlerini kapsayan yağlara doymuş yağlar kuyruk yağı, iç yağı, tereyağı ismi verilir.
Doymamış yağ asitlerinde ise en az 1 adet çift bağ bulunur. Doymamış yağ asitlerine sahip olan yağlara da doymamış yağlar zeytinyağı, darı yağı, ayçiçek yağı denir.

Not: Doymuş yağlar oda sıcaklığında iken katı, doymamış yağlar ise akışkan haldedir. Doymamış nebatsal yağlar hidrojen ile doyurulduğunda margarin gibi katı yağlar elde edilir. Margarinlerde trans yağlar bulunur. Harcanması kalp ve damar hastalıklarına tutulma tehlikesini artırır.

*Fosfolipitler:
Hücre çeperinin yapısında iki katman halinde bulunur. Bu tip lipidler 2 yağ asiti ile 1 gliserolden oluşur. Ayrıca gliserole bir azot ve fosfat da bağlanmış vaziyettedir. Fosfat gruplarının suda çözünmesine karşın yağ asitleri suda çözünmemektedir.

Not: Yağ asiti ve gliserolden başka glikoz, fosfat, azot gibi farklı moleküller bulunduran, hücre çeperi yapısında yer alan glikolipitler ile fosfolipitler bileşik yağlardır.

*Steroitler:
Birbiri ile kaynaşmış 4 halkası bulunan karbondan bir iskelete sahiptir. Kolesterol hayvansal hücrelerde üretilen, çeperden geçebilen, hücre çeperinin dayanıklılık ve iletkenliğini artıran bir steroit çeşididir. Cinsiyet hormonları ve D vitamini birleşiminde kolesterol kullanılır. Ayrıca bedenimizde kolesterolden safra tuzları ve kortizol hormonu üretilir. Kandaki kolesterol oranı çoğalırsa damar sertliği, damar tıkanıklığı gibi meseleler yaşanabilir.

Not: Bitkisel hücrelerde kolesterol üretilmez. Bitkilerde sarı, turuncu, kırmızı gibi renkleri veren karoten ve ksantofil gibi karotenoidler birer lipid çeşididir.

VİTAMİNLERCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler
Vitaminler nebatlar tarafından birleşimlenir. Hayvanlar vitaminleri dışarıdan gıdalarla hazır almak zorundadır. Küçük molekül yapısından dolayı hazmedilmeyen ve doğrudan kana karışabilir. Vitaminler enerji vermez ve kimileri enzim yapısına koenzim olarak katılarak tertip edici misyon yapar. Bu biçimde misyon alan vitaminlerin noksan alınması canlı hücrelerdeki biyokimyasal tepkimelerin hakikatleşememesine neden olur. Vitaminlerin kimilerinin beden mukavemetini artırmak kimilerinin de görmeye, asap sisteminin çalışmasına, kanın pıhtılaşmasına destekçi olmak gibi vazifeleri de vardır. Vitaminlerin bir kısmı ısıdan, bir kısmı da güneş ışığından ya da demir, bakır gibi metallerden negatif etkilenir. Gşöhretimizde vitaminlerin kimileri suni olarak üretilmekte ve vitamin beceriksizliklerinin rehabilitasyonunda kullanılmaktadır.

Vitaminler iki grupta bir araya gelir:
*Suda eriyenler B ve C vitaminleri
*Yağda eriyenler A,D,E ve K vitaminleri
Suda eriyen vitaminler bedende depolanamaz, bu sebeple fazla alınırsa bir kısmı idrarla ya da terle dışarı atılır. Ancak yağda eriyen vitaminler bedende depolanabilir. Bu sebeple bir müddet alınmasalar da beceriksizlikleri belirli olmaz. Uzun süreli beceriksizlikleri ise bazı bulgular verir ve hastalıklara yol açar.

NÜKLEİK ASİTLER
Hücreler nükleik asitlerin hakimiyeti altındadır. Kalıtsal bilgiler nükleik asitlerde depolanır ve hücre parçalanması sırasında yeni oluşan hücrelere aktarılır. Nükleik asitler nükleotid denilen ünitelerden oluşan büyük zincirli moleküllerdir. Her bir nükleotid azotlu bir organik baz, 5 karbonlu bir şeker pentoz ve fosforik asitten oluşur.

Azotlu baz ve beş karbonlu şeker glikozit bağıyla bağlanır ve nükleozit ismini alır.

Organik baz + 5 karbonlu şeker= Nükleozit

Bu yapıya bir tane de fosfat katılır ve fosfodiester bağıyla bağlanır. Yapının tamamına nükleotid denir.

Nükleozit + Fosfat fosforik asit = Nükleotid

Canlılardaki nükleik asitler iki çeşittir:
*Deoksiribonükleik asit DNA
*Ribonükleikasit RNA

DNA: Karşılıklı iki nükleotit zincirinden oluşan helezoni yapılı bir moleküldür.
DNA’nın yapısı 1953 senesinde Amerikalı bilim insanı James Watson ile İngiliz bilim insanı Francis Crick tarafından açıklanmıştır. Bu bilim insanları çift helezoni yapıyı aydınlattıkları için 1962’de Nobel mükâfatı almıştır. DNA molekülü kendini eşleme özelliğine sahiptir ve ökaryot hücrelerin çekirdeğinde, daha az olarak da kloroplast ve mitokondrilerinde, prokaryot hücrelerin sitoplazmasında yer alır.

Not: Prokaryotların sitoplazmasında DNA bulunduğu için RNA birleşimi de burada gerçekleşir. Ancak ökaryotlarda RNA birleşimi sitoplazmada değil çekirdek, kloroplast ya da mitokondride gerçekleşir.

DNA moleküllerinde 5 karbonlu şeker olarak deoksiriboz şekeri bulunur. Azotlu bazlar pürin ve pirimidin olarak gruba böler. Pürinler büyük, çift halkalı, pirimidinler ise daha minik ve tek halkalı moleküllerdir. DNA yapısındaki pürin bazları Adenin A ve Guanin G, pirimidin bazları ise Sitozin S ya da C, Timin T’dir. DNA’nın karşılıklı iki zinciri birbirine cılız hidrojen bağlarıyla bağlanır. Adenin kiminin karşısında kesinlikle timin bazı ve aralarında 2 hidrojen bağı, sitozin kiminin karşısında ise kesinlikle guanin bazı ve aralarında da 3 hidrojen bağı bulunur.

Bir DNA molekülündeki pürin bazlarının rakamı pirimidin bazlarının rakamına denktir.

A=T, S=G
A/T=1 G/C=1 olur.

DNA molekülündeki deoksiriboz şekerlerinin rakamı da fosforik asitlerin rakamına denktir.

RNA: Nükleotitlerin dizilmesiyle oluşan tek zincirli, protein birleşiminde misyon alan, hücrelerin hayatsal hadiselerinin idaresinde DNA’ya dayanak eden, sitoplazma, kloroplast, mitokondri, ribozom ve çekirdekte bulunan bir moleküldür. RNA prokaryot hücrelerin ribozomlarında ve sitoplazmasında bulunur.
RNA kendini eşleyemez, DNA tarafından birleşimlenir. Yapısında 5 karbonlu şeker olarak riboz, organik azotlu baz olarak da Adenin A, GuaninG, sitozinS ve Urasil U bulunur. Timin yalnızca DNA’ya hastır.

RNA’ların vazifeleri birbirinden farklı olan üç çeşidi bulunur:

1-Ribozomal RNA rRNA:
Ribozomun yapısını oluşturur proteinlerle beraber. Protein birleşimi asıllaşırken peptid bağlarının oluşmasında vazifelidir. Ölçüyü değişik RNA’lardan daha fazladır hücredeki toplam RNA’ların % 80’i.
2-Elçi ya da iletici RNA mRNA ya da eRNA:
Protein birleşimiyle alakalı DNA’dan aldığı bilgiyi birleşimin hakikatleşeceği yere başka bir deyişle ribozomlara götürür. Ölçüyü hücredeki toplam RNA’ların % 5’i oranındadır.
3-Taşıyıcı ya da transfer RNA tRNA:
Protein birleşiminde kullanılacak olan aminoasitleri sitoplazmadan alarak ribozomlara taşımakla vazifelidir. Taşıyıcı RNA’lar Hücredeki tüm RNA’ların % 15’i kadardır.

Not: Taşıyıcı ve ribozomal RNA’lar tek nükleotid zincirli olsa da kendi üzerine direndiğinden dolayı cılız hidrojen bağları kapsar. Ancak tek nükleotit zincirinden oluştuğundan RNA’larda pürin ve pirimidin bazlarının rakamı birbirine denk olamaz, dolayısıyla DNA moleküllerinde olduğu gibi toplam hidrojen bağı hesapları da yapılamaz.

ATP
Solunum tepkimeleri neticesinde oluşan, canlılığın devam edebilmesini sağlayan enerji molekülü olan ATP Adenozin tri fosfat bir riboz şekeri, bir adenin bazı A ve 3 fosfattan oluşur.
Adenin + Riboz + 3 Fosfat= ATP

Adenin bazı ile riboz şekeri arasındaki bağ glikozit bağı, riboz şekeriyle fosfat arasındaki bağ ester bağıdır. Fosfat moleküllerinin aralarında da yüksek enerjili fosfat bağları yer alır. Enerji bu bağların dağılınmasıyla sarihe çıkar. Değişik bağlar enerji veremez.

Tüm canlı hücreler ATP birleşimler. ATP birleşimlenmesi fosforilasyon hadiseleri oksidatif fosforilasyon, substrat seviyesinde fosforilasyon, fotofosforilasyon, kemosentetik fosforilasyon ile gerçekleşir. Bir molekül ATP birleşimi için kullanılan enerji ölçüyü 7300 kaloridir. Depolanan bu enerji ATP’nin dağılınmasıyla sarihe çıkar defosforilasyon ve etkin taşıma, hücre parçalanmaları, asapsal mesajım, adale kasılması, sihrime, büyüme ve üretim gibi enerji gerektiren tüm vakalarda kullanılır.

ENZİMLERCanlıların Yapısındaki Organik Bileşikler
Canlı hücrelerdeki biyokimyasal tepkimelerin başlaması için gereken aktivasyon enerjisini ısı ya da ATP düşürerek tepkimelerin süratlenmesine neden olan protein yapılı biyolojik katalizörler olan enzimler mineral ya da vitamin de kapsayabilir. Enzim varlığında tepkime sürati arkasıysa da neticede oluşacak mahsul ölçüyü ya da sarihe çıkacak enerji ölçüyü değişmez. Enzimler tepkime sonunda değişmeden çıkar ve aynı tip bir başka tepkimede yine kullanılabilir. Protein yapılarından dolayı yüksek sıcaklık enzimlerin yapısını bozar. Isıtılan ve yapısı bozulan enzimler sıcaklık yine uygun seviyeye getirilse de çalışamaz. Ancak soğukta bekletilmiş ve etkinliği eksilmiş ya da durmuş enzimler yapıları bozulmadığından uygun sıcaklıkta yine klasik olarak çalışmaya başlar.

Enzimler yapılarına göre kolay ve bileşik enzimler olarak ikiye böler.

*Basit enzimler: Sadece proteinden oluşur. İnsanların sindirim sistemindeki bazı özel hücrelerden salgılanan etkinleşmiş pepsin, kimotripsin ve tripsin enzimleri böyledir.
*Bileşik enzimlerbütün enzim= holoenzim: Proteinden oluşan temel kısımdan apoenzim başka organik ya da inorganik yapılı destekçi kısımlara sahiptir. Destekçi kısım organik ise koenzim, inorganik ise kofaktör ismi verilir. Koenzim misyonunu daha çok B grubu vitaminleri yerine getirir.

Not: Bileşik enzimlerin tesir edeceği maddeyi tanımlayan apoenzim kısmıdır. Kofaktörler ise substrat enzimlerin etkilediği madde üzerinde tesirlidir. Enzimlerin substratlarına bağlandığı ve etkilediği bölge etkin merkez olarak adlandırılır.
Enzim olmadan hayatsal faaliyetler reelleşemez. Bazı enzimlerin noksanlığı sebebiyle muhtelif hastalıklar ortaya çıkabilir. Enzimler günümüzde tıp, genetik çalışmalar, ilaç ve besin sanayi, deterjan imali, tarım, kozmetik ve tekstil gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Bu çeşit enzimler laboratuvarlarda suni olarak üretilir.

HORMONLAR
Hormonlar canlılarda tertip edici olarak misyon yapar. Bazı hormonların yapısında yağ, kimilerinde peptid, protein kimilerinde de yalnızca aminoasit bulunur. Hormonlar iç salgı bezleri endokrin bez tarafından birleşimlenir ve misyon yapacağı niyet dokuya uzva kanla taşınır. Büyüme hormonu gibi bazı hormonların niyet uzvu bedendeki tüm uzuvlardır. Niyet uzuvlara erişen hormonlar özel reseptörler tarafından tanınır. Tesirli olabilmesi için kanda belirli bir bedelde eşik bedel olmalıdır. Hormonlar hücrelerdeki imha ve üretim hadiselerinin balansını, uzuvların işlevini, sihrime ve büyümeyi, üremeyle alakalı hadiselerin tertip edilmesini sağlar. Kandaki seviyeleri aniden eksilmediği için hormonların tesirleri uzun sürer. Görevini yapan hormonlar ya bölünür ya da böbrekler tarafından süzülerek atılır. Hormonların hem salgılanması hem de ufalanmasında enzimler misyon alır. Hormonlara kandan başka doku arası akışkanlarda, hücre sitoplazmasında, idrar ve terde tesadüfülebilir.

Not: Sinir hücreleri, mide ve on iki parmak bağırsağındaki bazı özelleşmiş hücreler de hormon salgılayabilir. Bitkilerde de emin bölgelerde bulunan hücreler tarafından üretilip salgılanan sihrime, değişikleşme ve yara onarımı gibi hadiseleri tertip eden organik yapılı hormonlar oksin, giberellin, sitokinin, etilen, absisik asit bulunur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ