Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Beyin, Akıl ve Anlam Arasındaki İlişki

  • 26 Nisan 2021
  • Beyin, Akıl ve Anlam Arasındaki İlişki için yorumlar kapalı
  • 202 kez görüntülendi.

Bu yazımda beyinin üzerinde tespit edilen bilgiler ışığında, beyin, akıl ve anlam arasındaki ilişkiyi, yaptığım araştırmalar sonucunda, açıklamaya çalışacağım. İlk olarak sizlere beyin araştırmalarının tarihi ve beyinin çalışma biçimi hakkında kapsamlı bilgiler vereceğim. Daha Önceki zamanlarda insan şuuru ve duyguların kaynağının kalp olduğu düşünülmesinden dolayı, beyin üzerinde pek fazla araştırma yapılmadığından beyin hakkında pek bir şey […]

Bu yazımda beyinin üzerinde tespit edilen bilgiler ışığında, beyin, akıl ve anlam arasındaki ilişkiyi, yaptığım araştırmalar sonucunda, açıklamaya çalışacağım. İlk olarak sizlere beyin araştırmalarının tarihi ve beyinin çalışma biçimi hakkında kapsamlı bilgiler vereceğim.
Daha Önceki zamanlarda insan şuuru ve duyguların kaynağının kalp olduğu düşünülmesinden dolayı, beyin üzerinde pek fazla araştırma yapılmadığından beyin hakkında pek bir şey öğrenilmiyordu. Düşünce ve duyguların kaynağının kalp değil beyin olduğu MÖ. 450’li senelerde Alkmaeon isminde bir bilim insanı ortaya çıkarmıştır. 1664 senesinde beynin anatomisiyle alakalı ilk kitap çıkarılmıştır. 18. Asırda Galvani adlı bilim adamı insan bedeni hareketlerinin elektrik akımı sayesinde olduğunun göstermesi nörofizyolojinin asap hücrelerinin işlevini inceleyen bilim dalı esası atılmıştır. 1800’lü senelerde beyin hücrelerinden çıkan asap hücrelerinin omuriliğe, oradan da diğer uzuvlara gittiği gösterilmiştir. Beyin üzerindeki çalışmaların sürat kazanması 1817 senesinde Parkinson hastalığının belirlenmesiyle sağlanmıştır. Gage olayı olarak da öğrenilen vaka ile beyinin ön tarafına saplanan demir çubuk, bireyin vefatına neden olmamış ancak şahsiyet bozukluğuna neden olmuştur. Bu vaka sayesinde beynin ön tarafında bulunan frontal lobun şahsiyet ile alakalı olduğu anlaşılmıştır. 19. asır sonlarında bunalım, şizofreni gibi ruhsal rahatsızlıklar tespit edilmiş ve bunların beyin ile ilişkisi incelenmiştir. 20. asır başlarında Sigmud Freud tarafından bilinçaltı kavramı ortaya atılmıştır.
İnsan beyni, fiziksel olarak araştırıldığında gözle görülebilir biçimde kabuklu ceviz içerisinde ceviz içinin yerleşmesine benzemektedir. Beyin, %60’ı yağdan oluşan sıvı yapıdaki uzvumuzdur. Kafatası tarafından çok sağlam bir biçimde korunan ve kafatası içerisindeki her noktayı çok ideal kullanacak biçimde yerleşmiştir. Beyin içerisinde takribî 100 milyar asap hücresi nöron, bunlarla beraber çalışan bir o kadar da dayanak hücresi ve bağlantı ağlarına sahiptir.
Beyin, beyin sapı, limbik sistem, beyincik ve serebrum olmak üzere dört kısımdan oluşmaktadır. Beyin sapı orta beyin, pons ve omurilik soğanı olmak üzere üç kısımdan oluşur. Beyinden çıkıp surata ve omuriliğe giden beyin asapları beyin sapından çıkar. Solunum, yutkunma, kalp ritminin düzenlenmesi gibi ehemmiyetli beyin işlevleri burada hakikatleşir. Ancak beyin sapının bu işlevleri yerine getirmesi beyinin üst kısmıyla iletişiminin sürekliliğine bağlıdır. Limbik sistem ise, beynin derinliklerinde bulunan ve esasta duygu ve tutumların düzenlenmesi, uzun süreli hafıza, motivasyon ve koku duyusunun işlenmesinden mesul beyin bölgelerinin oluşturduğu kısımdır. Hipokampüs, talamusun ön kısmı, hipotalamus, entorinal korteks, forniks gibi ehemmiyetli işlevleri barındıran bir hayli yapı bu kısımda bulunmaktadır. Beyincik, esasta bedendeki denge ve hareket vakalarını hakimiyet etmekle beraber andırma, tasarılama, yaratıcı olma ve dili kullanma maharetlerinde tesirli olan yapıdır.
Beyinde hacimsel olarak en büyük kısmını oluşturan serebrum kısmı sağ ve sol lobdan oluşur. Sağ lob bedenin sol kısmını, sol lob ise bedenin sağ Beyin, Zeka ve Mantık Arasındaki İlişkikısmına idarer. Dolayısıyla sağ lobu hasar gören kimseler bedeninin sol tarafı felç olur, sol lobu hasar gören kimselerin bedeninin sağ tarafı felç olur. Beynin sol yanı matematiğe yatkın anlamcı, sağ yanı ise anlayıcı ve yaratıcıdır. Bu iki kısım her ne kadar birbirinden ayrı gözükseler de birbirlerini bitirmektedirler. Misalin; İkinci Dünya Savaşı’nda beyninin sol kısmı hasar gören W.J. adlı bir bireyin bedeninin sağ kısmı felç olmuştur. Ancak bu felç vaziyeti zamanla bedenin sol kısmına doğru dağılmaya başlamıştır. Bunun üzerine sağ lop ile sol lop operasyonla birbirinden dağılmıştır. Buradan da anlaşıldığı üzere sağ ve sol lop birbirini bitirmektedir. Bu sebepledir ki ikisini de kullanarak faaliyetlerin ona göre ayarlanması gerekmektedir.
Beyinden, bedendeki doku, uzuv ve adalelere bilgi akışı nöron hücreleriyle sağlanmaktadır. İnsan bedeni ile yapılan tam hareketler, adale hareketleri, duyular, düşünceler bunlar sayesinde yapılmaktadır. Asap hücresi ve dayanak hücrelerinin büyük çoğunluğunun bulunduğu serebrum’un dış yüzeyini oluşturan 3-4 mm’lik tabakaya korteks denilmektedir. Bu kısım gri maden olarak da öğrenilmektedir. Beyin, korteks katmanının altında dört lobdan oluşmaktadır. Ön taraftakine frontal, orta kısımdakine perital, arka taraftakine oksiperital, yan taraftakine temporal lob denilmektedir. Her lobun kendine has misyonları bulunmaktadır.
Nöron hücreleri arasında bunları besleyen ve arınan glia adı verilen hücreler bulunmaktadır. Nöron hücreleri büyük bir gövde ve artta kuyruk biçiminde ince uzantısı akson bulunan bir yapıdan oluşmaktadır. Aksonlar miyelin denilen bir kılıfla çevrili olup bu kılıf elektrik sinyallerini daha süratli bir biçimde iletilmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla miyelin kılıf ne kadar nitelikli olursa elektrik sinyalleri de o kadar nitelikli olur. Yapılan araştırmalar miyelin kılıfın niteliğinin fiziksel etkinlikler ve bazı beslenme biçimleriyle artırılabileceğini göstermektedir. Nöronlarda mesaj gövdede bulunan dendritler tarafından alınmakta ve aksonlar tarafından diğer nöron hücresine, doku veya uzuvlara aktarılmaktadır. Asap hücreleri arasındaki mesaj alışverişi artı elektrik yüklü sodyum ve potasyumun, eksi elektrik yüklü klor ile yer değiştirmesiyle sağlanmaktadır. Hücre çeperinde oluşan elektrik sinyalleri aksonlar aracılığıyla saatte 200-300 kilometre süratle akson ucuna erişmektedir. Aksonun ucuna gelen elektrik sinyali burada oluşan çok özel kimyevi nörotransmiter denilen asetilkolin, dopamin, noradrenalin gibi iletici moleküllerin salgılanmasını sağlıyor. Beyinde bir hayli nörotransmiter denilen iletici molekül bulunmaktadır. Bunların yapısı protein veya aminoasitten oluşmaktadır. Bu iletici moleküller mesajın diğer nöron hücresine veya maksattaki doku ve uzuvlara aktarılmasını sağlayarak bunların faaliyete geçmesini sağlıyor. Hedef hücrelerdeki misyonlar salgılanan molekülün yapısına göre tanımlanıyor. Beyinde bulunan ve salgılanan bir hayli hormon da beyin işlerinde misyon yapmaktadır. İletici moleküllerden biri olan asetilkolin’in hafıza, dikkat ve bilme işlevlerinde ehemmiyetli rolü olduğu düşünüldüğünden Alzheimer hastalığının bu molekülü üreten hücrelerin can vermesi neticeyi ortaya çıktığı düşünülmektedir. Hafıza ve bilme işlevlerinde kullanılan bir diğer iletici molekül noradrenalindir.
Görüldüğü üzere, beyin kompleks bir yapıya sahiptir. Her bir hücre veya kısım ötekilerini bitirmektedir. Öyle ki, bir kısmın misyonunu bütün olarak yerine getirebilmesi için diğer kısımlara da lüzum dinleyebilmektedir. Diğer taraftan, bazı kısımlar hasar gördüğünde veya kullanılmaz hale geldiğinde diğer kısımlar kısmi olarak misyonu bitirmektedirler.
Beyin ile alakalı bu kadar bahsettikten sonra akıl ile iletişimine gelelim. Akıl, beynin bilmesi, bilinenden faydalanabilme süratidir. Yaratıcılık ve bir şey keşfetmek zihnin bir misyonudur. Ancak, beyinin iç kısmında akıl merkezleri yoktur. Bireyler arasındaki akıl farkları, asap hücresi esas alındığında, dendrit rakamı, nöron rakamı, sinaps rakamı, sinapslardaki bilgi aktarımının niteliği ya da miyelin niteliği, iletici molekül ölçüyü gibi bir hayli alandan kaynaklanabildiği düşünülmektedir. Bunların içerisinde en tesirli olanın miyelin niteliği olduğu söylenmektedir. Zira miyelin niteliği ne kadar iyiyse, elektrik sinyallerinin mesajımı o denli nitelikli ve süratli olmaktadır.
Akıl yaradılışı ve gelişimi %80 irsiyete %20 beden ve us vaziyetine, cemiyet ve aile şartlarına bağlıdır. Dolayısıyla değişik etraflarda gelişse dahi tek yumurta ikizleri hemen hemen aynı zekâya sahip olurlar. Bununla beraber beyin hastalıkları ve kafa yaralanmaları akıl gelişimini aksatır. 5 yaşına kadar akıl gelişimi süratli bir biçimde devam eder. 14 yaş ve sonrasında akıl gelişimi oldukça yavaşlar.
Beyin ile akıl arasında pozitif ilişki vardır. Diğer bir ifadeyle beyin içerisindeki kısımların eforlu, nitelikli yapıda olması zihnin daha ileri seviyede olmasında tesirlidir. Misalin, beyin hücreleri ve bedenin tüm hücreleri arasında mesaj alışverişinde misyonlu asap hücreleri üzerindeki miyelin kılıfın niteliği mesaj alışverişinin süratli veya yavaş olmasında tesirlidir. Dışarıdan gelen görsel veya işitsel mesajın beyin tarafından idrak edilmesi ve yoğurularak analiz etilmesi asap hücrelerinin çalışma süratiyle iletişimlidir. İkincisi beyin tarafından üretilen iletici moleküllerden kimileri bilme ve hafıza üzerinde tesirlidir. Dolayısıyla istenilen seviyede üretilen iletici moleküller bilme seviyesinin üst seviyelerde olmasını sağlayabilir. Bu da bir akıl göstergesidir. Kısacası zekâya beynin operasyon görme marifeti olarak belirtebiliriz. Ancak bu ve eşi beyin kısımlarına ve işlevlerine tıbben müdahale edilemediğinden akıl seviyesinin artırılmasında bilimsel tesir yapılamamaktadır. Ancak, muhtelif fiziksel etkinlikler ve beslenme alışkanlıkları, akıl seviyeyi üzerinde tesirli beyin kısımlarının büyümesine katkı sağladığından belirli bir yaşa kadar akıl gelişimine de pozitif tesir yapmaktadır.
Genel olarak bir ferdin düşünme yapısını, idrak etme biçimini, meselelere çözüm bulma yetisini ve çözüm sürecini idareyebilme performansını ölçmek emeliyle muhtelif cinste suallerin yöneltildiği testlere akıl testi Beyin, Zeka ve Mantık Arasındaki İlişkidenilmektedir. Bu test ile ferdin beyninde yer alan her bir bölgenin işlevi gözlemlenir ve bu bölgelerden hangilerinin baskın veya cılız olduğu tanımlanır. Böylece ferdin yüksek performans gösterdiği alanlar ortaya çıkar. Anlamsal Akıl Testi IQ, Duygusal Akıl Testi EQ ve Ruhsal Akıl Testi SQ gibi bir hayli cinste akıl testi yapılmaktadır. Bunlar da kendi içerisinde yaş, cinsiyet, bulunulan civara göre değişecek biçimde akıl testleri uygulanmaktadır. Günümüzde en yaygın kullanılan akıl testi Anlamsal Akıl Testi IQ’dir.
Akıl geriliği olan bireyler can verdikten sonra beyinleri araştırıldığında, gereğinden fazla snaps oluştuğu ve gereğinden fazla iletişim kurulmuş olduğu görülmüştür. Ancak dahi şahısların beyni araştırıldığında ise yalnızca lüzumlu ölçüde snaps oluştuğu tespit edilmiştir. Bu vaziyet beynin minik bir kısmının kullanarak problemlere çözüm getirilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
Gelelim anlama. Anlam, doğru ile yanlışı ayırmak için veya doğruya erişmede en kısa yolu bulabilmek için insan beyninin düşünme biçimidir. İnsanoğlunun olması gereken esas düşünce hünerlerinden birisidir. Ferdin görerek, dinleyerek, okuyarak bildikleri arasında anlamsal iletişim kurma yetisi ne kadar eforlu olursa bilme kabiliyeti ve bildiklerinin kalıcılığı da o kadar eforlu olur. Bu vaziyet şahsı rakiplerine karşı avantajlı kılar. Anlam, düşünce disiplini olduğundan, pratik yapıldığında geliştirilebilir. Sudoku gibi rakamsal bulmacalar çözmek, matematik problemleri çözmek, polisiye romanlar okumak, satranç gibi anlam oyunları oynamak anlam geliştirici bazı pratiklerdir. Akıl ile anlam karıştırılmamalıdır. Anlam, doğru neticeye erişmek için zihni kullanabilme sanatıdır. Dolayısıyla akıl seviyeleri yüksek olan şahısların anlam kurabilme maharetleri de yüksek demek yanlıştır. Diğer taraftan, anlam muhtelif egzersizlerle geliştirilebilir ancak akıl çoğu irsiyetle oluştuğundan ve belirli bir yaştan sonra gelişimini durdurduğundan geliştirilmesi oldukça güçtür.
Akıl beyinin idrak etme sürati biçiminde ölçülebilir. Anlam ise beyinde idrak edilenin süratli bir biçimde faaliyete geçirilmesini sağlayan düşünce biçimidir. Dolayısıyla faaliyetin reelleşmesinde akıl ve mananın tesiri ayrıdır. Diğer bir ifadeyle bir problemin çözümünde zeki olan bireyler ile zeki olmayıp anlamını iyi kullanabilme yetisine sahip bireyler aynı müddette neticeye erişebilirler. Kısacası akıl Allah ödentisidir ve büyük çoğunluğu %80’i irsiyetle oluşmaktadır. Ancak anlamı kullanabilme yetisi bireyin kendi uğraşları neticeyi geliştirilebilir. Bunun için de, çalışmak, yılmamak ve gayret göstermek zorunludur. Burada yalnızca karşılaştığınız problemin çözümünde gayret sarf etkeniz gerektiğinden bahsetmiyorum. Anlamınızı kullanabilme yetisini geliştirebilmeniz için gösterdiğiniz gayreti hedefliyorum. Diyebilirsiniz ki, “ben devamlı bulmaca çözüyorum, polisiye romanlar okuyorum, satranç oynuyorum, ancak bunun pek bir tesirini göremedim”. Unutmayın ki, bu stilde egzersizler sızı kesici gibi hemen tesirini göstermeyebilir. Ancak emin bir zamandan sonra problem çözme üzerindeki üretilen çözüm yollarının çoğalmasıyla ve çözüm müddetinin kısalmasıyla anlam yetisinin kuvvetlendiğinin farkına varılabilir.
Zihnin büyük çoğunluğu irsiyetle oluştuğundan bunun ilerletilmesinin pek fazla olanağı yoktur. Ancak anlamsal düşünce yetisinin geliştirilmesi muhtelif etkinliklerle sağlanabilmektedir. Bu sebeple yapılabilme olasılığı olan düşünce ve tavırlar üzerinde yoğunlaşırsanız kendinizi daha az yorar ve hırpalarsınız. Ayrıca anlam yetisini kuvvetlendirerek sizden daha zeki olduğunu düşündüğünüz bireylerle çaba edebilecek, yarışabilecek seviyeye erişebilirsiniz.
Anlam kurabilme yetisine sahip bireyler;
• Hadiseler ve nesneler arasında basitlikle iletişim kurabilmeleri sayesinde neticeye erişme vakitleri kısalmaktadır.
• Rastgele bir problemle karşılaşmamaları için her bir adımın idrakini yapıp evveli ve sonrasını düşünerek hareket ettiğinden kusur oranı düşer. Diğer bir ifadeyle adımlarını daha sağlam atar. Bu vaziyet mükemmeliyetçilikten ziyade garanticiliktir. Sonradan daha karışık problemlerle karşılaşmamak emeliyle evvelinde düşünerek adımları ona göre atmaktır.
• Manalı düşünmek, çocukların ders zaferi üzerinde de tesirlidir. Zira, bilinenleri beyninde devamlı denetleyeceğinden, evvelki bildikleri arasında iletişim kurmaya çalışacağından bildiklerini bir nevi beynine kazımış olacaktır.
• Manalı fertler her bir vaziyeti sık dokuyup ince elediğinden iş yaşamında seçeceği taktiklerde galibiyetli olma ihtimali yükselmektedir.
Gerçeğine bakarsanız bir hayli işte anlam ön tasarıdadır. Anlamınızı kullanabilirseniz galibiyetli işlere imza atabilirsiniz. Manalı olabilirseniz etrafınızdaki dost gurubunuzu ideal bir biçimde oluşturabilirsiniz. Manalı olursanız karşılaştığınız problemlere pozitif istikametli yanaşarak daha kısa müddette çözüme erişebilirsiniz. Etrafınızdakilerin söylediklerinde sizin için yararlı olanı seçip bunlardan fayda sağlayabilirsiniz. Dolayısıyla anlam küçümsenmemeli ve gelişimi için var olan gayret gösterilmelidir. Unutulmamalıdır ki anlam ömür süresince gelişimine devam etmektedir ve gelişimi için yapılan muhtelif etkinlikler sizi, daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkan, beyin kaynaklı rahatsızlıklara karşı da gözetmektedir.
Bir benzetmeyle açıklayacak olursak, Beyine toprak, zekâya tohum, anlama ziraat mühendisi denilebilir. Burada elbette ki toprak ve tohum toplandığında mahsul alınabilir. Ancak ziraat mühendisi devreye girdiğinde daha nitelikli ve daha bol mahsul alırsınız. Dolayısıyla beyin zararsız olup, akıl üst seviyede olup, bunlar anlamla taçlandırılırsa ortaya üstün galibiyetler çıkabilir. Başka açıdan bakacak olursak; akıl ve beyin orta seviyede olduğunda, anlamla bu seviyeyi yükseltebilir ve hoş zaferlere imza atabilirsiniz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ