Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Attila İlhan Kimdir?

  • 03 Temmuz 2021
  • Attila İlhan Kimdir? için yorumlar kapalı
  • 97 kez görüntülendi.
Attila İlhan Kimdir?

15 Haziran 1925 tarihinde dünyaya gelen şairin babası savcı Muharrem Bedrettin İlhan; annesi Emine Memnune Hanımdır. Babasının emekli olduktan sonra avukatlık yapmak üzere İzmiri seçim etmesi üzerine buraya yerleşmişlerdir.

3574_45-3

15 Haziran 1925 tarihinde dünyaya gelen şairin babası savcı Muharrem Bedrettin İlhan; annesi Emine Memnune Hanımdır. Babasının emekli olduktan sonra avukatlık yapmak üzere İzmiri seçim etmesi üzerine buraya yerleşmişlerdir. İlköğrenimini Karşıyaka Cumhuriyet İlkokulunda ve Karşıyaka Ortaokulunu tamamlamıştır.

Nedimin şiirlerini okuyan bir babayla roman okumayı seven bir annenin çocuğu olan sanatçı, kitaplarla iç içe bir çocukluk yaşamıştır. İlkokul üçüncü sınıfta ilk şiir sınamalarını yapan sanatçı, ortaokul üçüncü sınıfta Nazım Hikmet, Şolohov, Gorki, Reşat Enis, Aka Gündüz ve Esat Mahmut Karakurt gibi sanatçıları okumuştur.
İzmir Atatürk Lisesinde birinci sınıf talebesiyken saklı teşkilat kurma kabahatinden dolayı hapsedilmiştir. Vakanın gelişimi ise şöyledir: Attila İlhan, o sürelerde bir kızla mektuplaşırmış. Mektep idaresinin talebeler üzerinde yaptığı aramalar sırasında, kız dostunun defterinden şairin yazdığı aşk mektubu bulunmuş. Hocalar, mektubun içinde Nazım Hikmet ismini ve şiirini görünce polise haber vermişler. Sanatçı, apar topar konuttan alınıp denetlemeye götürülmüş. Uzun bir zaman cezaevinde kalan İlhanı babası mapustan kurtarmak için, Manisa Us Hastalıkları Sağlık Kurumunda oğlunu üç hafta kadar müşahede altına aldırmış. Ailesinin “Bu çocuk us hastasıdır.” söylemlerine rağmen şair, kabahatli bulunmuştur. Yaşı minik olduğu için şairin kabahati ertelenmiş; ancak Türkiyede okuması menedilmiş. Babasının uzun süren hukuk çabası sonunda Danıştay kararıyla okuma hakkını geri kazanmıştır.

Öğrenim hakkını yine elde eden şair, İstanbul Işık Lisesine girmiş ve buradan 1946 senesinde mezun olmuştur. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini yarıda vazgeçip 1949 senesinde “Nazım Hikmeti Kurtarma Komisyonuna katılmak için Parise gitmiştir. O senelerde kitapları yasak olan Nazım Hikmetin şiirleri el yazmaları biçiminde elden ele gezmektedir. Attila İlhanın da büyük hayranlık dinlediği şairin “835 Satır” şiirini, “Gece Gece Telgraf”ın çoğu şiirlerini, “Benerci Kendini Niye Öldürdü” ve “Taranta Babuya Mektuplar”ın ehemmiyetli bir kısmını, “Kurtuluş Savaşı Destanı”nın hemen hemen tamamını ezberlemiştir.

3574_attila-ilhan

1950 senesinde Paristen dönen İlhan, Gerçek gazetesinde çalışmıştır. Bir tercümesi suratından kovuşturmaya uğrayan şair, 1951 senesinde tekerrür Parise gitmiştir. 1952 yılında yurda dönüş yapan Attila İlhan, “Bobstil ve alafranga” olarak adlandırdığı Esrarengizcilerin karşısında yer almış ve 1954-1955 senelerinde yayımlanan Mavi mecmuasında topladığı genç şairlerle birlikte bu akıma karşı tenkitler yapmışlardır. Vatan Gazetesinde sinema tenkitleri kaleme alan şair, Ali Kaptanoğlu takma ismiyle senaryolar yazmıştır. “Yalnızlar Rıhtımı, Ateşten Damlalar, Rıfat Diye Biri, Sürücü Nebahat, Devlerin Hiddeti, Ver Elini İstanbul, Caddedeki Adam” bunların birkaçıdır. 1962-1965 seneleri arasında Pariste yaşayan İlhan, 1965-1973 seneleri arasında Demokrat İzmir Gazetesinde genel yayın müdürlüğü ve başyazarlık yapmıştır. 1968 yılında Biket Hanım ile evlenmiştir. 1973-1980 seneleri arasında, Ankara Bilgi Yayınevinde danışmanlık yapan şair, 1981 senesinden sonra İstanbulda hayatını sürdürmeye devam etmiştir. Burada Sanat Vakayı, Yelken ve Cönk mecmualarının idaresini üstlenen Attila İlhan, Vatan, Yeni Civar, Dünya, Demokrat İzmir, Milliyet, Güneş, Cumhuriyet ve Alan gazetelerinde köşe yazıları kaleme almıştır.

Sanatı
Yayımlanan ilk şiiri “Balıkçı Türküsü”, Ekim 1941 rakamlı Yeni Edebiyat mecmuasında çıkmıştır. Beterlioğlu takma ismiyle Gün ve Yücel mecmualarında destansı özellikler taşıyan ilk sınamalarını yayımlamıştır. 1946 CHP Şiir Müsabakasında “Cebbaroğlu Mehemmed” isimli destan şiiriyle ikincilik mükâfatı kazanmış ve büyük bir şöhrete kavuşmuştur. 1948 yılında ilk şiir kitabı “Duvar”ı kendi imkânlarıyla yayımlamıştır.

1948 senesinde yayımlanan “Duvar”da, cemiyetsel duyarlılıkla yazılmış şiirler vardır. Özgürlük, vatanseverlik, özveri, barış, insanlık temalarını ele alan bu şiirler, İkinci Dünya Savaşının gerilimini, kasvetlerini ve çöküntülerini anlatmıştır. “Gavurdağlarından Dedikodu” kısmında, öyküşiirlere yer vermiştir. Destan cinsinin söyleyiş özelliklerinden faydalanan bu yapı içinde, bütün ve yarım kafiye ile elde edilen ses zenginliği ve güçlü imgelerle manzumeden şiire çıkılabilmiştir.

Nurullah Ataçın söylemine göre erkekçe sesi, güngörmüş şairlere özgü maharetleri, özellikle getirdiği yerel havayla cemiyetçi hakikatçi kavrayış içinde yerini ararken şiirini iki doğrultuda geliştirmeye çalıştığı söylenebilir:
-Öyküşiir diyebileceğimiz uzun kuruluşlarda;

3574_imageskj -Genellikle muhakkak bir cemiyetsel problemden kaynaklanan duyarlılıkların işlendiği şiirlerde.
Cemiyetsel problemleri ele alan şiirlerde, fertsel ve cemiyetsel duyarlılığın iç içe olduğu görülmektedir. Bu şiirlerde fertsel duyarlılık cemiyetsel problemleri yumuşatma görevi üstlenmiş gibidir. Dizelere, “boğazlanmış aydınlığın şarkısı, lacivert kanatlar, şimşeklerin kılıcı, şarap rengi şafak, uçuşan şarkılar, ela gözlü yağmur” gibi şairanelik seviyesindeki bütünlemelerin yanında yer yer aynı özellikte benzetmeler hâkimdir. Bu yan unsurlardan, sanatçının şiirinde oluşturmak istediği heyecan su baskınını daim kılmak için faydalandığı düşünülebilir.

1954 senesinde çıkardığı “Sisler Bulvarı” kitabıyla şairin cemiyetçi temadan çok fertsel temalara yöneldiği göze çarpmaktadır. Şiir yazmanın düzyazıdan ciddi ve içten farkları olduğunu belirterek imgeyi ön tasarıya almıştır; fakat imgenin asla tek başına emel olamayacağını korunarak o senelerde bir harekete dönüşmekte olan İkinci Yenicilerden kendisini özellikle ayrı yakalamıştır. Şiirindeki bu tavır farklılığının sinyallerini, zati 1951 yılından beri Paristen Pazar Postası gazetesine gönderdiği yazılarını yollamıştır. Sonra Seçilmiş Hikâyeler, Kaynak ve Ufuklar mecmualarında yayımlanan yazılarında Enteresan ve Cemiyetçi Hakikatçi şiire tepkisini ve itirazlarını kaleme almıştır. Özellikle, 1 Temmuz 1953 tarihli Kaynak mecmuasında çıkan “Sıkı Durun Putlar, Sıkı!” başlıklı yazısı edebiyat etraflarında münazaralara neden olmuştur.

3574_kaptan_attila_ilhan_portre_karikatur_ciz_24142361675

Şairin yazıları Ankarada bir grup gencin çıkardığı “Mavi” mecmuası tarafından özümsenmiş ve destek görmüştür. Mavi, yazı işleri müdürlüğünü Teoman Civelekin yaptığı ve kadrosunda Ülkü Arman, Güner Sümer, Bekir Çiftçi gibi gençlerin bulunduğu bir mecmuadır. İlk rakamı 1 Kasım 1952 tarihinde yayımlanan mecmua, büyük boy kâğıda sekiz sayfa olarak hazırlanmıştır. 1 Ekim 1954 tarihinde yayınına son veren mecmua, 1955-1956 senelerinde Özdemir Söylevinin idaresinde “Son Mavi” ismiyle çıkarılmıştır.

Cemiyetçi bir şair olan İlhan, Türk şiir bileşiminin de hakikat bu çizgi üzerinde muvaffak olunacağına inanmıştır. Ancak, Cumhuriyet yarıyılı şairlerinin Batılı bilimsel ve estetik usulleri milli ve cemiyetsel kadrosu içerisinde kendi şartlarımıza uygulamaları gerektiğini belirtmiştir. Öbür bir söylemle, “aktarma” şiirine karşı çıkmıştır.
Şair, “cemiyetsel” ile “cemiyetçi” arasında bir ayrıma gitmeye çalışmıştır. Yazılarında, “cemiyetçi reelcilik” ile “cemiyetsel reelcilik”in birbirine karıştırıldığını; birincisinin “sosyalist realizm”in, ikincisinin de “sosyal realizm”in Türkçe karşılıkları olduğunu söylemiştir. Mavi mecmuasında önerdiği çözüm; Atatürkçülük güzergahında “cemiyetsel reelcilik”tir. Şiirimiz ancak bu şekilde “cemiyetçi” bir esasa oturacaktır:

“İşin doğrusu, Türk sanat ananesini iyice hazmetmek, günümüz şartlarının Türk içlemini, modern estetik usullerini kullanarak, o içleme en uygun gelen şekilde yoğurup ananesel büyüme zincirine yeni bir millete diye ilave etmektir.”
1968 yılında çıkardığı “Yasak Sevişmek” kitabıyla birlikte, kendi şiir yaradılışının bitirildiğini belirtmiştir. Şiirinin yapısı, “Batıdan, ulus şiirinden cemiyetçi şiir ananesinden ve divan şiirinden alınmış unsurların bir araya getirilip bundan özgün bir birleşimin çıkarılması” ile oluşmuştur.
“Duvar”daki şiirlerde “ulus şiirinden bir şeyler yoğurmaya” çalışan şair, 1974 senesinde okuyucularıyla buluşturduğu “Tutuklunun Günlüğü”nde bu kez “divan şiirinden bir şeyler çıkarmaya” çalışmıştır. Gazeli, muhammesi, altıgeni ve şarkıyı yenileştirerek ananesel Türk şiirinin sesini modern bir içerikle kaynaştırmayı hedeflemiştir.
Attila İlhanı gerek sanatçı şahsiyetiyle gerekse düşünceleriyle bir gruba sokarak dar kalıplarda değerlendirmek imkânsızdır. O, sosyal alanlardaki derin bilgisi ve geniş kültürüyle çağına tanıklık eden ve çözümler üreten bir aydındır. Kendisini ifade etmek ismine tek bir yolu izlemekle kanaat etmemiş, şiirle başladığı macerasını roman, sınama, köşe yazıları ve senaryolarıyla zenginleştirerek okuruna erişmiştir.

Yapıtları

Şiir Kitapları: Yağmur Firariyi, Duvar, Sisler Bulvarı, Bela Çiçeği, Ben Sana Zorakim, Tutuklunun Günlüğü, Yasak Sevişmek, Elde Var Üzüntü, Böyle Bir Beğenmek, Ayrılık Sevdaya Dâhil, Fobinin Kraliyeti.
Romanları: Caddedeki Adam, Kurtlar Sofrası, Zenciler Birbirine Benzemez, Sırtlan Hisseyi, Bıçağın Ucu, Dersaadette Sabah Ezanları, Yaraya Tuz Basmak, O Karanlıkta Biz, Fena Halde Leman, Allahın Sürgünleri, Hacı Hanım Vay.
Sınama-Anı Kitapları: Hangi Batı, Hangi Sol, Hangi Sağ, Faşizmin Ayak Sesleri, Hangi Atatürk, Reelcilik Savaşı, İkinci Yeni Savaşı, Batının Çılgın Gömleği, Sağım Solum Sobe, Sosyalizm Hakikat Şimdi, Milli Kültür Savaşı, Bayanlar Savaşı, Aydınlar Savaşı.

3574_karsiyaka-sahilinde-attila-ilhan-bustu

Yapıtlarından Misaller

Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Vefatım birden olacak hissediyorum.
Hem makûsum karanlığım azıcık çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.

Benim yağmurumda dolaşamazsın üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için pisleme aydınlığını,
hem makûsum karanlığım azıcık çirkinim

Islığımı sınasan hemen düşürürsün,
gözlerim süratlendirir tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya can vermek ustalığını kazanırsın,
ya fobi biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol kazanç sana,
keyfim bir cinsli yakalamaz neşesini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun kavrasana
hem makûsum, karanlığım azıcık, çirkinim.

Coştuğum anda sen üzülürsün.
Güz uğultusu dinlememişsin ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
Ters bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum netleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme usuna.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
vefatım birden olacak hissediyorum,
hem makûsum, karanlığım azıcık, çirkinim.
Aysel git başımı seni beğeniyorum…

Yağmur Firariyi

Elimden yakala yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
şayet şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu öğrenirsen
gözlerim usuna kazançsa
elimden yakala yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı dinlersen
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
Sarayburnu’ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki kavrayamazsın
içlenir saklı saklı ağlarsın
şayet ben yalnızsam yanılmışsam
elimden yakala yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.
Ben Sana Zorakim
Ben sana zorakim bilemezsin
İsmini mıh gibi aklımı yakalıyorum
Geliştikçe gelişiyor gözlerin
Ben sana zorakim bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar güze hazırlanıyor
Bu şehir o daha önceki İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Cadde lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana zorakim sen yoksun

Beğenmek kimi zaman rezilce fobidir
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Esir ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar isteği
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Artta yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatihte fukara bir gramafon çalıyor
Daha Önceki zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne yakalasam nereye gitsem
Ben sana zorakim sen yoksun

Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni öğrenmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun
Tam ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki âmâsın kırılmışsın telâş içindesin
Makûs rüzgâr saçlarını götürüyor

Ne süre bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki güç
Ayıpsız fakat ellerimizi lekelemeden
Ne süre bir yaşamak düşünsem
Sus deyip isminle başlıyorum
İçim gizeme kımıldıyor saklı denizlerin
Hayır başka cinsli olmayacak
Ben sana zorakim bilemezsin..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ