Site Rengi

BilgiliUsta.com | Aradığınız Her Bilginin Adresi.

Ahmed Arif Kimdir?

  • 04 Kasım 2021
  • Ahmed Arif Kimdir? için yorumlar kapalı
  • 99 kez görüntülendi.
Ahmed Arif Kimdir?

Hoşlanmanın ve hasretin şairi Ahmed Arif son yarıyıl edebiyatımızın aykırı sesi sebebiyle hep görmezden gelinen altın definesidir. Şiirlerindeki insanı buram buram saran Anadolu sevdası ve sıcaklığını kimse onun kadar başarılı ve ustalıkla verememiştir. İnsanı kendinden alıp götüren insan hikayelerinin ve konuşma dilinin dürüst natürelliğini en özlü ve en sıcak metaforlarla şiir diline yansıtan Ahmed Arif, […]

Hoşlanmanın ve hasretin şairi Ahmed Arif son yarıyıl edebiyatımızın aykırı sesi sebebiyle hep görmezden gelinen altın definesidir. Şiirlerindeki insanı buram buram saran Anadolu sevdası ve sıcaklığını kimse onun kadar başarılı ve ustalıkla verememiştir. İnsanı kendinden alıp götüren insan hikayelerinin ve konuşma dilinin dürüst natürelliğini en özlü ve en sıcak metaforlarla şiir diline yansıtan Ahmed Arif, her bkocaman birbirini bitiren bir zincirin halkaları gibi kendi başına bir ekol yaratmıştır. Ülkemizin en dalgalı ve güç yarıyıllarını bizzat yazılan tarih içerisinde yer alarak yaşayan yazar çok muhtelif halk tabakaları içinde yaşayarak şiirlerini doğrudan halkın duyguları ve sesiyle beslemiştir.

Peki böylesine kuvvetli bir kalemin sahibi olan aynı zamanda resmi edebiyat kitaplarında kendisine pek yer bulamayan Ahmed Arif kimdir?

8439_1Bir nisan ayında bahar mevsiminin tüm canlılığı ve hoşluğuyla süslediği Diyarbakır’ın tarih kokan Hançepek Semti’nde dünyaya ve yaşama merhaba der Ahmed Arif. Daha evvel yerleşik Ermeni halkının yaşamasından dolayı bölgeye halk tarafından “Gavur” semti denilmekteydi. Resmi kayıtlara göre 21 Nisan 1927 senesinde dünya gelen şairin gerçek ismi Ahmed Önal’dır fakat o babası Arif Hikmet’in ismini kendine soyadı olarak benimseyerek kendine bu ismi verir. Baba tarafından Rumeli’den göçen bir aile olup muhtelif devlet memurluklarıyla iştigal eden bir insandır Arif Hikmet Bey, Annesinin ismi ise Sare Hanım’dır. Ahmed Arif doğumundan bir sene gibi kısa bir süre sonra hayatını kaybeder. Annesinin vefatından sonra kendisine üvey annesi Arife Hanım bakar ve otobiyografisinde öz annesi, üvey annesi ve babasının özel bir yeri olduğunu belirtir. Hatta onlara dinlediği sevgi ve bağlılığın mahsulü olarak çok kez hapisteyken kendisine bu yollu söven gardiyan ve polislere aynı şekilde karşılık verdiği için ağır yaslak ve işkencelere maruz kalmıştır.

Şehirkokulu Diyarbakır’da okuyan sanatçı ortaokulu ise babasının memurluğu sebebiyle gittikleri Siverek’te okumuştur. Buradayken çocukluğunun en serüvenli günlerini geçirmiştir. Liseyi ise yatılı olarak Afyon’da okumuştur. Kendi anlatımına göre şiir sevgisinin ve dünyasının burada şekillendiğini biliyoruz. Buradayken geliştirdiği sıkı ve unutulmaz arkadaşlıklar onun hayatında büyük yer edinmiştir. Şairliğinin esaslarını attığı bu seneleri şair kendi ağzından şöyle dile getirmektedir: “işte o seneler. Sene 1943 olmalı… Taş çatlasa 16-17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir mecmua, Seçme Şiirler Demeti ismiyle kuşe kâğıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabii o zaman hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana mecmuadan, telif hakkı. Düşünün babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O surattan 10 lira büyük paraydı o zaman için.” diye anlatır yaşam öyküsünü şair.” Şairin anlatımından da görüldüğü üzere lise yıllarındayken ne koşullarda eğitimine devam ettiği ve şiire olan tutkusuyla şiirdeki ustalaşmasının ne boyutta olduğu apaçık görülmektedir. Yeniden şairin anlatımıyla lise seneleri aynı zamanda şiirinin şehirk nüvelerinin hayat bulduğu yarıyıldır. Şehirk olarak edebiyat etraflarında ve yayınlarında kendisine yer bulan şiirlerinden bkocaman da , 1942 senesinde Afyon Halkevi mecmuası, Taşpınar’ın kasım rakamında yayınlanan “Gözlerin” adlı şiirdir.

Gözlerim maviliğin ruhudur.
Fecirlerin tebessümü kapsa.
Berraklığında ilah çocukları yatar,
Ve emer sukutu beyaz gölgeler.

Zorlu lise senelerinden sonra yaşamının gerçek badirelerinin yaşanacağı üniversite serüveni başlar. Ne yazık ki fikir ve eserlerinden maruz kaldığı mapus hayatı üniversiteyi bitirmesine mani olur. O yarıyılın sol cenahtan aydın kimselerinin yetiştiği ve bir araya geldiği yer olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bvefatı talebesi iken 1950’de Cinsk Ceza Kanunu’nın T.C.K. 141. maddesine aykırı davranmak savıyla, 1952’de saklı teşkilat kurma savıyla iki kez tutuklandı, suçlandı ve 2 sene hüküm giydi. Cinsli işkence ve baskılarla karşılaştığı cezaevinde bir ara yapılan işkencelere dayanamayarak bileklerini kesmek suretiyle intihara teşebbüs eder. Mapustan çıktıktan sonra Ankara’daki gazeteler ve mecmualarda teknik işlerle uğraşarak yaşamını kabonendi.

1960’lı senelere gelindiğinde Aynur Hanımla dünya evine girer ve bu konutluluğundan bir erkek çocuğu olur ve oğlunu o kadar sevmektedir ki ismini “Filinta” koyar. Oğluna karşı sevgisi o kadar yüksektir ki bir müzakeresinde ona olan sevgisini şöyle kelimelere döker: “Yaşamımda en büyük neşeyi baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız bütün iki sene oğlumun popülasyon kmatemini cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum, dünyanın en hoş güvercini… Dünyanın en güçlü silahı.”

8439_2Ayrıca Aynur Hanım’la konutlu olduğu sırada kendisinden 4 yaş küçük olan Leyla Erbşehir’e yazdığı aşk mektupları da hayatında ve edebi kimliğinde ayrı bir yere sahiptir. Leyla Erbşehir’in sonradan başka bkocamanla evlenmesiyle karşılıksız aşka dönüşen bu mektuplar nerdeyse çoğu zaman hiç karşılık görmemesine karşın senelerce devam eder. Şairinin vefatından sonra bu mektuplar Leyla Erbşehir tarafından kitap haline getirilerek yayınlanır. Bu mektuplardan bir kesitte bu tutkunun boyutlarını görmek mümkündür.
“Sabah gözlerimi sana açarım, akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime; hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni bıktırır, sana gına getiririm. Sana tasa, sana ağırlık sana sıkıntı olurum, nemsin be. Sevgili, arkadaş, yâr, arkadaş… Hepsi. En çok da en şehirk de Leylâ’sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…”

Ahmed Arif cezaevi senelerinden özellikle “Hasretinden Prangalar Eskittim” isimli şiir kitabından sonra sonra şiirle aktif olarak ilgilenmeyi bırakmış emekli olduktan sonra Ankara’da suskun sakin kendi halinde bir yaşam sürerek yeniden yalnız başına hayata veda etmiştir. 2 Haziran 1991’de Ankara’da yalnız yaşadığı evinde kalp krizi geçirip aramızı parçalamıştır.

Edebi Kişiliği

8439_3Şiirle daha çocukluk senelerinde başlayan sanatçı, halkın içinden imbikle damıttığı duyguları kalbinin eşsiz penceresinden yansıyan bir ışıkla kağıda dökmüştür. Onu kendi başına bir şiir abidesi olmaya götüren süreçte etkilenip esin aldığı birçok sanatçı vardır. Zamanla en alımlı numunelerini verdiği cemiyetçi gerçekçi şiirin büyük ustalarının onda yeri ayrıdır. Nazım Hikmet onun için her zaman esininin ebedi pınarı olmuştur. Yeniden Cahit Külebi, Ahmed Hamdi Tanpınar ondaki dingin ve içe dönük dünyayı besleyen adlardır. Orhan Veli’nin sıradan insanın hayatını edebiyata yansıtan duyarlılığı ve sade dili onun Orhan Veli’den ne kadar etkilendiğini gösterir. Yeniden hemşerisi olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın bilgelikle yoğrulmuş şiirleri Ahmed Arifin şiirlerini besleyen ehemmiyetli kaynaklardandır. Daha çok gece saatlerinde kendiyle baş başa kaldığı saatlerde şiir yazdığını söyleyen şair, hayattan aldığı duyarlılıkla . yaşadığı coğrafyanın , insanlarının ve halk kaynağındaki sesini tüm canlılığıyla, lirik, epik ve orijinal stilini şahane bir kabiliyetle kullanarak, gizeme dışı, tutkulu, harikulade ezgili modern şiirler yazdı. Şiirlerinde yiğitliği, azaba dayanmayı ve haksızlığı çekinmeden haykırmayı işlemiş, ülke ve insan sevgisini hiç eksik etmemiş dörtlüklerinden. Yasak aşkı Leyla Erbşehir’le olan mektuplaşmalarından varsayım edilebileceği üzere saklı saklı ve karşılıksız hoşlanmanın en hoş örneklerini vermiştir. Kendisine bu surattan ” sevda şairi” de denilmektedir.

Şairin “Hasretinden Prangalar Eskittim” isimli tek bir şiir kitabı mevcuttur. Ömrü boyunca tek bir eser vermesine karşın , bu kitabında senelerin emeği olduğunu şu sözlerle ifade eder: “Şehirk ve tek şiir kitabım Hasretinden Prangalar Eskittim’i 1968 senesinde çıkardım. Tek kitabımdı ama bütün 20 yılımı verdim o kitaba. Sonraki baskılarla eklenmiş şiirleri sayarsak bütün 50 sene.”

Şairin bu şiir kitabında yer alan şiirlerinin yanı gizeme basılmamış ve muhtelif şekillerde sevgililerinde kalan yahut polis tarafından alıkonulan birçok şiirinin de olduğu bilinmektedir. Vefatından sonra ve yaşarken birçok şiiri Ahmet Kaya, Cem Karaca, Suavi gibi sanatçılar tarafından bestelenmiştir.
Kaynakça:
‘Leylim Leylim kitabı, Cinskiye İş Bankası Kültür YayınlarıYasak Edebiyat 30.3.2013
https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Arif

http://onedio.com/haber/ahmed-arif-in-hayatina-dair-bilmeniz-gereken-25-ilginc-balaka-500353

Yazar:Erdal Uğur

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ